Akşam Gazetesindeki “Haber” ve Ardındaki Tüm Gerçekler

aksam_gazetesindeki_haber_ve_ardindaki_tum_gercekler_h299.jpg

10 Nisan 2013 tarihinde, Akşam gazetesinde verilen gerçeklerden uzak bir “haberin” ardındaki esas gerçeği Tatlıcı Gerçekleri sitesinde “Çamur At İzi Kalsın” başlıklı haberimizde okurlarımızla paylaşmıştık. Şimdi bu haberimizde ise, Akşam gazetesinde yer alan ilgili “haberin” içinde yer alan başka unsurları değerlendirmeyi amaçladık.

 

Öncelikle, Akşam gazetesinde yer alan “Haber” anonsunun başlığında, “Miras kavgasındaki Tatlıcı Ailesi yine birbirini ihbar etti” ifadesi ile ne anlatılmak istendiğini açmak, okurlarımızın bilgilerini tazeleme ve gerçeklerin daha iyi anlaşılması için yararlı olacaktır.

Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından sonra yaşananlar

Mehmet Salih Tatlıcı vefatından çok önce yazdığı vasiyetname ile, ilk eşinden olan büyük oğulları Ali Tatlıcı ve Ahmet Tatlıcı’yı mirasından ıskat (mahrum) etmişti. Bunun nedeni, Ali ve Ahmet Tatlıcı’nın babalarının evini ve işyerini basıp, kendisini ve ailesini ölümle tehdit etmeleri ve hakarette bulunmalarıydı. Ancak rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı, Ali ve Ahmet Tatlıcı’yı mirasından ıskat ederken, onların çocuklarının mirastan saklı paylarını almalarını istemişti. Yani torunlarının, kendisinden kalacak mirastan kanunun emrettiği şekilde yararlanmalarını arzuluyordu. Yine küçük oğlu Mehmet Tatlıcı’nın da mirasından saklı payını almasını istemişti. 
 
Peki Nedir Bu Miras Kavgası?
Rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın bıraktığı miras, onun varisleri arasında, vefatından yirmi yıl kadar önce yazdığı vasiyetnamesine göre ve kanunların emrettiği şekilde paylaştırılacaktı. Ancak mirastan biraz daha fazla pay koparmak isteyen Mehmet Tatlıcı, bu amaçla çok sayıda dava açmış ve diğer mirasçılar Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı hakkında da çok sayıda asılsız şikâyet ve ihbarlarda bulunmuştur. Haklarında ihbar ve şikâyette bulunduğu bu kişiler, aslında Mehmet Tatlıcı’nın babasının vefat ettiği tarihteki ikinci eşi ve kırk yılı aşkın süredir hayat arkadaşı olan Nurten Tatlıcı ve aynı babadan olma kardeşi Uğur Tatlıcı’dır.
 
11 İhbar ve Şikayet, 11 Takipsizlik
Ülkemizin savcı ve hakimleri, Mehmet Tatlıcı’nın doğrudan ve dolaylı ihbar ve şikayetlerinden bugüne kadar kendilerine gelmiş olan 11 tanesini incelemiş ve hepsi için de Nurten ve Uğur Tatlıcı hakkında takipsizlik kararı vermişlerdir. Çünkü bütün bu ihbar ve şikâyetlerin takipsizlik kararlarında da açıklandığı gibi, Mehmet Tatlıcı’nın iddialarının hiçbir hukuki temeli ve mesneti bulunmamaktadır. Okurlarımız bunları sitemizde yer alan haberlerde zaten ayrıntılarıyla görmekte ve takip etmektedirler.  
 
Ortada bir miras kavgası yok, mirastan daha fazla pay koparmak isteyenler var
Rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı hayattayken ve sağlığı yerindeyken, kendisinin vefatından sonra mirasçılarının mirası ne şekilde paylaşması gerektiğine yönelik bir vasiyetname yazmıştır. Ülkemizde kanunlar, mirasın ne şekilde paylaştırılacağına dair kesin hükümlere sahiptir. Mirası bırakan vasiyetnamesine ne yazarsa yazsın, kanuni mirasçılar kendi haklarına düşen kısmı aynen almaktadırlar. Ancak Mehmet Tatlıcı, babasından kendine kalan milyonlarca dolar miras payından daha da fazlasını istemekte, bu yüzden miras davaları açmakta, baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı ve babasının vefat ettiği tarihteki eşi Nurten Tatlıcı hakkında sürekli haksız ve hukuki temeli olmayan ihbar ve şikâyetlerde bulunmaktadır.
 
Görüldüğü gibi esasen ortada bir “miras kavgası” yoktur. Ancak böyle bir “miras kavgası” yaratılmaya ve bazı “sipariş habercileri” üzerinden kamuoyunun da bunu böyle algılamasına çalışılmaktadır. Yaratılmaya çalışılan bu “miras kavgasının” tarafları yoktur. Bunlar tek taraflı olarak yapılmaktadır, yapanlar ve yaptıranlar bellidir.
 
Neden hep aynı “muhabirler” ve birbirinin benzeri “haberler”?
Tatlıcı Gerçekleri sitesini takip eden okurlarımız haberlerimizde her şeyi tüm açıklığıyla, gerçekliğiyle ve belgeleriyle görmekte, hem de bazı gazetelerdeki asılsız haberlerin hep aynı “muhabirler” tarafından yazıldığını ve bu aynı türden asılsız haberlerin birkaç gazetede aynı anda yayınlandığına tanık olmaktadırlar. Bu “ısmarlama haberlerde”, Uğur ve Nurten Tatlıcı sürekli hedef gösterilmekte, kendileriyle ilgili asılsız iddialarda bulunulmakta, kısacası kamuoyunda itibarsızlaştırılmaya ve ötekileştirilmeye çalışılmaktadırlar. Bu “haberleri” yazanlar ve yayınlayanlar, “haberlerinde” bu şekilde konu ettikleri Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı bir kere bile arayıp da soru sorma ve gerçekleri araştırma gereği dahi duymamışlardır.
 
Yine aynı şekilde, bu tür “haberlerin” kaynağını oluşturan Mehmet Tatlıcı’nın Savcılıklara yaptığı ihbar ve şikayetler, bu “muhabirler” tarafından sanki ortada bir suç varmış gibi “haberleştirilirken”, bu ihbar ve şikayetlerin Savcılıklar tarafından takipsizlikle sonuçlandırıldığı gerçeği ise her nedense “habercilerin gözünden kaçabilmektedir.” 
 
Gazetecilik meslek ilkeleri ve gerçek gazetecilik
Hep aynı kaynaktan yapılan bu doğrudan ve dolaylı 11 şikayet ve ihbarın hepsinin birden takipsizlikle sonuçlanmış olması, haberlerini bu ihbarlar hakkında yazan bir haberci için önemlidir. Çünkü bu durum, gerçek bir gazeteci için haber değeri taşıyan bir gelişmedir. Gazete okuru, dürüst, meslek ilkeleri ve etiğine bağlı her gazeteciden bunu görmesini, takip etmesini ve haberini de bu gerçek üzerine yapmasını bekler. Halbuki Akşam gazetesi örneğinde yaşanan gerçek bunun tamamen tersi bir durum oluşturmaktadır. Burada, bir yandan habere konu alınan kişiler aranmadan, onların görüşleri alınmadan ve konunun ayrıntılarını araştırma gereği bile duyulmadan, sanki ortada işlenmiş bir suç varmış gibi yazılan bir haber vardır. Öte yandan haberin konusunu oluşturan asılsız ve mesnetsiz suçlamalara dayanan bir şikayetin aslında çok önceden savcılık tarafından takipsizlikle sonuçlandığından “bi haber” bir “habercilik” örneği vardır.  “Haberi” bu şekilde verenler, “haberlerine” kaynak aldıkları bu ihbarın, aslında çok daha önceden savcılık makamınca takipsizlikle sonuçlandırıldığı gerçeğini bir türlü görmemekte ve bunu haber olarak vermemektedirler.  
 
Bütün bunlar da bizi gazetecilik meslek ilkeleri ve etiğinin nelerden ibaret olduğu yönünde düşünmeye sevk etmektedir. 
 
Gazetecilere gazetecilik dersi vermek elbette burada bizim görevimiz değildir. Ancak, iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırt edebilmek için, gazetecilik meslek ilkeleri ve etiğindeki bazı gerçekleri de burada tekrar hatırlamakta yarar vardır:  
Gazeteciliğin özünde gerçeği teyit etme disiplini yatmaktadır ve gazeteciliğin ilk yükümlülüğü de gerçek haberdir. Gazetecilerin yazdıkları haberler kapsamlı ve dengeli olmalıdır, haberlerinde adil olmaları ve konu aldıkları kişilerin kişilik haklarına saygı göstermeleri beklenir.
 
Ancak, bunları Akşam gazetesinin detaylarını verdiğimiz bu haberinde de, Tatlıcı Gerçekleri sitesinde daha önce örneklerini vermiş olduğumuz diğer bazı gazete haberlerinde de maalesef göremiyoruz. 
 
Ülkemizde dürüst, namuslu, haysiyetli, meslek ilkeleri ve etiğine sahip çıkan çok sayıda gazetecimiz vardır. Onlara duyduğumuz saygıyı ve güveni burada yeniden belirtmek isteriz.  
 
Neden her önemli duruşmadan veya keşiften önce bu tür haberler yayınlanıyor?
Okurlarımızın çok iyi bildiği gibi, Mehmet Salih Tatlıcı’nın bıraktığı mirasla ilgili süregelen hukuki süreç uzun ve karmaşıktır. Bu süreçte mahkemelerde görülen davalarla ilgili ne zaman önemli bir duruşma varsa, nedense duruşmanın yer alacağı tarihin bir veya birkaç gün öncesinde, bir anda bazı gazetelerde yine Uğur ve Nurten Tatlıcı hakkında onları itibarsızlaştırmaya, karalamaya, ötekileştirmeye yönelik “haberler” yer almaktadır.
 
Daha önce bu konu dikkatimizi çekmiş ve bazı gazetelerde yer alan bu “haberleri” ve yayınlandıkları tarihleri incelediğimizde, hep önemli duruşmaların öncesine geldiğini tespit etmiş ve bunu da Tatlıcı Gerçekleri sitesinde “Miras Hukuku-Ders 1: Adil Yargılama Nasıl Etkilenir?” başlığı altında tüm kanıtlarıyla birlikte okurlarımızın dikkatine sunmuştuk:
Şimdi, Akşam gazetesinde yer alan bu “haber” de yine aynı şekilde önemli bir duruşmadan bir gün önce yayınlanmıştır. “Haberde” yine Uğur ve Nurten Tatlıcı küçük düşürülmeye ve itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. 
 
Bütün bunlarla varılmak istenen sonuç, bir yandan da değerli savcılarımızı ve hakimlerimizi etkilemekse, bu esasen ÜLKEMİZİN DÜRÜST HUKUK İNSANLARINI VE KAMU GÖREVLİLERİNİ HAFİFE ALMAK DEMEKTİR. 
Bu, ancak kendi “oyununu” bile doğru dürüst oynamayı bilmeyen akıl ve mantıktan yoksun kişilerin yapabileceği bir hamledir.
 
Bu “oyunu” böyle “oynamak” isteyenler var
Bütün bunlardan da anlaşılacağı gibi, her şey aslında dürüst ve aklı başında insanların görebileceği kadar açıktır: Burada böylesine ucuz bir “oyun” oynanmaktadır. İnsan onuruna ve ahlakına aykırı bir şekilde oynanan bu “oyun” maalesef rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın mirasından biraz daha fazla pay alabilmek için yapılmaktadır. Bu da onun değerli anısına yapılabilecek en büyük saygısızlıktır.
 
Bunları gerçekleştirmek için de, kendi paylarına düşen mirasın parasal karşılığı YÜZ MİLYONLARCA DOLARI bulmakta ve kendilerini ve yedi sülalelerini yaşatacak kadar büyükken, açtıkları miras davalarıyla, aslı astarı olmayan şikayet ve ihbarlarla maalesef ülkemizin değerli savcıları ve hakimleri meşgul edilmekte, insanların gerçekleri öğrenmek için satın aldıkları gazetelerimizde, ne amaçla yayınlandığı çok açık olan bazı “haberlerle” kendi halinde yaşamak, eşinin ve babasının anılarını yaşatmak isteyen Nurten ve Uğur Tatlıcı’ya karşı bir kamuoyu oluşturulmaya çalışılmaktadır.
 
Bütün bunlar birer ibret belgesi olarak tarihte yerini alacaktır
Yukarıda anlattıklarımız yaşanarak görülmüş ve kanıtları olan gerçeklere dayanmaktadır. Bunlar tarihe de bu şekilde geçecektir. İnsanlar gelecekte dönüp de geçmişte neler olmuş dediklerinde, bütün bunları kanıtları ve belgeleriyle göreceklerdir. Bunları yapanları tarih teşhir edecektir.
 
Babalarının kendilerine bıraktığı YÜZ MİLYONLARCA DOLAR değerindeki mirası beğenmeyip dava açanlarbabalarına bugüne dek saygıda ve sevgide en ufak bir kusur etmemiş ikinci eşi ve oğlu hakkında çirkin iftiralarda bulunanlar, babalarının ömrünü verdiği “Tat Towers” eserine duruşma salonunda “gecekondu” diyenler, babaları ölüm döşeğinde yaşam savaşı verirken kendi avukatlarına miras davalarının takibi için vekalet verenler; bugün sahip oldukları her şeyi, babalarının hayattayken kendilerine bağışladıkları ve vefatından sonra ise miras olarak onlara bıraktıkları sayesinde elde etmişlerdir. 
 
Ancak şimdi onlar, ne hazindir ki, hayatı boyunca kendileri için çalışmış ve didinmiş babalarının emeklerine ve aziz hatırasına büyük bir saygısızlıktan ibaret olan bu davranışlarının aslında kendi adlarına geleceğe bıraktıkları kötü bir “miras” olduğunun farkında bile değiller.
 
Tarih bunları yapan ve yaptıranları teşhir edecek, yaptıkları ibretle anılacaktır.
 
Yazık…
Haber Kaynağı: Tatlıcı Gerçekleri
Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top