Ercan Öztürk’e ‘5 KURUŞLUK’ tazminat davası

ercan_ozturke_5_kurusluk_tazminat_davasi_h362.png

Ercan Öztürk, Basın Konseyi tarafından basın meslek ilkelerini ihlal ettiği tescil edilmiş bir gazetecidir. Hakkında Basın Konseyi Genel Sekreterliği tarafından KINAMA kararı ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu tarafından da UYARILMA kararı verilmiştir. Ancak Ercan Öztürk hakkında verilen bu kararlara rağmen, “her nedense” aynı ihlallere yazdığı haberlerle devam ediyor ve bu yüzden hakkında yeni tazminat davaları açılıyor…

 

Ercan Öztürk kimdir?

Ercan Öztürk, Akşam ve Güneş gazetelerinde haber yazarak yaşamını sürdüren bir gazetecidir. Burada bir yıl ara ile yazdığı bazı haberlerdeki söylemi ve haberi sunuş tarzı üzerinde, hepsi de gerçek kanıtlarıyla ortaya koyacağımız bir değerlendirme yapacağız.
Böylelikle, okurlarımız ve kamuoyu Ercan Öztürk hakkında Basın Konseyi tarafından verilen basın meslek ilkelerini ihlal ettiğini kanıtlayan kararların, ne kadar haklı olduğunu açık ve net olarak görebileceklerdir.
Burada aynı zamanda, Ercan Öztürk’ün neden böyle bir gazetecilik tarzı seçmiş olabileceğinin ardındaki gerçekleri de sorgulayan bir haber dosyası sunmak istiyoruz.
Ercan Öztürk nasıl haberler yazıyor?
Ercan Öztürk’ün burada değerlendireceğimiz haberlerinde dikkat çeken en önemli özellik, habere konu aldığı kişi ve kuruluşlar hakkında yazdıklarının gerçeklerden uzak olmasıdır. Oysa, gerçek haber, gazeteciliğin en önemli ilkelerindendir.
Ercan Öztürk, habere konu aldığı kişi ve kuruluşların görüşlerine kesinlikle yer vermeyerek tek taraflı olarak kaleme aldığı bu haberlerde, yine gazeteciliğin en önemli ilkelerinden biri olantarafsızlık ilkesini de çiğnemiş olmaktadır.
Yazdığı haberlerde ilk bakışta görülen bir başka özellik de, haber verme işlevinden çok, kendisine verilmiş olan bu kutsal ve saygın gazetecilik görevini, adeta kişi ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan ve hatta iftira niteliği taşıyan ifadelere yer vermesidir.
Basın ahlakı ve basın meslek ilkelerinin ihlali dışında, Ercan Öztürk’ün neden böylesine ibretlik bir gazetecilik tarzı tercih etmiş olabileceğinin ardındaki gerçekleri de, yine kanıtlarıyla birlikte okurlarımızla ve kamuoyuyla paylaşacağız.
Ercan Öztürk’ün Basın Meslek İlkelerini İhlal Eden ve KINANMASINA Yol Açan Haberi
Akşam Gazetesi’nde 10 Nisan 2013 tarihinde Ercan Öztürk imzasıyla ve LÜKS OTELE ‘tat’sız baskın başlığıyla verilen “haber”, gazetecilik meslek ilkelerinin ve basın ahlakının nasıl yerle bir edildiğinin ibretlik bir örneği olarak tarihte yerini almıştır.
Şimdi gerçekleri yansıtmayan bu “haberi” satır satır inceleyelim ve aslında kimin, neyin peşinde olduğunu görelim:
Gazetenin birinci sayfasında, Tatlı tatlı döşemişler başlığı ile verilen haberin anonsunda aynen şu ifadeler yer almaktadır:
Miras kavgasındaki Tatlıcı Ailesi yine birbirini ihbar etti. 4 yıl önce ölen işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın eşi Nurten Tatlıcı ile oğlunun Antalya’daki oteli basıldı. Tarihi kapılar, duvar kaplamaları, tavan göbeğiyle döşenmiş bir oda bulundu. Eserlerin nereden çalındığı araştırılıyor. ERCAN ÖZTÜRK 15’TE
Akşam gazetesinde Ercan Öztürk imzasıyla yer alan “haberin” yukarıdaki anonsundan sonra, aynı gazetenin 15. sayfadan LÜKS OTELE ‘tat’sız baskın başlığıyla verilen bölümünde yine gerçekleri yansıtmayan ifadeler yer almaktadır. “Haber” başlığı altında verilen metnin son kısmında ve alt başlıkları altında aynen şunlar yazılmıştır:
Belek’teki lüks oteli basan yetkililer karşılaştıkları tarihi eserleri görünce şok oldular.
‘BAŞ ODA’ YAPMIŞLAR
Beş yıldızlı otelde birkaç parça tarihi eser bulacaklarını düşünen Koruma Kurulu yetkilileri, önlerine çıkan manzara karşısında adeta şoke oldu. Baskına katılan kurul üyeleri, Osmanlı dönemine ait kapılar, tavan göbeği ve büyük bir odayı baştanbaşa kaplamaya yetecek donanımdaki tarihi ahşap malzemelerle donatılmış ‘baş oda’yla karşılaştı.
ESERLER SÖKÜLÜYOR
Odadaki manzarayla ilgili tutanak tutan kurul yetkilileri, odanın duvar ve tavanının tamamen kaplayacak şekilde monte edilmiş tarihi eserleri zarar vermeden sökme çalışmalarına başladı. Eserlerin hassasiyeti ve otelin kalabalık olması nedeniyle eserlerin taşınması 3-4 günü bulacak. Hafta sonuna kadar otelden çıkarılması beklenen tarihi eserlerin 2863 sayılı yasa kapsamında müze bünyesinde korunmasına karar verildi. 19’uncu yüzyıla ait olan döşemelerin nereden getirildiği ise hala gizemini koruyor.
Oysa konunun aslı şu şekildeydi:
  1. Antalya’daki otele “baskın” düzenlenmemişti. “Haberde” belirtilen “önceki gün” içinde herhangi bir kamu görevlisi otele girip, oteli inceleyip, herhangi bir tutanak da tutmadı.
  2. “Haberde” bahsi geçen ve “Baş Oda” olduğu iddia edilen bu sergi alanı, bu otelde zaten yıllardır otel müşterilerinin ziyaretine açıktır ve burada bulunan hiçbir eşya tarihi eser değildir. Bu eşyalar taşınabilir kültür ve tabiat varlığı olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı, Antalya Müzesi Müdürlüğü’nce tescil ettirilmiş ve kayıt altına alınmıştır.
  3. Otel girişinde sergilenen bu eşyalar, her hangi bir yerden çalınmış değildir. “Haberi” bu şekilde veren Ercan Öztürk ve Akşam Gazetesi editörleri, aslında gazetecilik meslek ilkeleri, basın ahlakı ve iyi ahlaklı bir insan olmanın ne olduğu gibi kavramlar bir yana, burada açıkça bir suç işlemektedirler.
  4. Söz konusu eşyalar, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı tarafından 1997 yılında İstanbul Kuştepe’deki Yılmaz Antik isimli bir antikacı dükkanından eşi Nurten Tatlıcı adına satın alınmıştır. Bu eşyalar, tarihi eser olmadıkları için yurt içinde alımı ve satımı serbesttir. Bütün bu eşyalarla ilgili fatura, haberin ilişiğinde okurlarımızın bilgisine sunulmuştur.
  5. Yılmaz Antik isimli antikacı dükkânından alınan bu eşyalar, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı henüz hayattayken Otel’e getirilmiş, Otel müşterilerinin, geçmişte insanların nasıl mekânlarda yaşadığını görebilmesi için Otel girişinde özel olarak düzenlenen bu alanda  sergilenmeye başlanmıştır.
  6. Burada yer alan eşyalar, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’dan kalan bir miras olarak, onun anısına duyulan saygı adına Otel müşterilerin ziyaretlerine açık olarak bu şekilde sergilenmeye devam edilmektedir.
Ercan Öztürk’ün yazdığı haberde anlattığının tersine, burada yer alan hiçbir şey yerinden sökülmüş, bir müzeye taşınarak orada korunmuş falan da değildir, hepsi yerli yerinde durmaya devam etmektedir. Zaten Kültür ve Turizm Bakanlığı, Antalya Müzesi Müdürlüğü’nce rahmetlinin eşi Nurten Tatlıcı tarafından kendi adına bizzat  tescil ettirilmiş olan bu eşyalar, Mehmet Salih Tatlıcı’nın anısına saygı olarak burada aynen onun kurmuş olduğu şekilde sergilenmeye de devam etmektedir. Bütün bu gerçeklerin kanıtları, haber ilişiğindeki belgelerle okurlarımızın bilgisine sunulmuştur.
Ercan Öztürk’ün 10 Nisan 2013 tarihinde Akşam gazetesinde yazdığı haber yukarıda açıkladığımız ve bu haberin ekinde verdiğimiz belgelerde görüldüğü gibi, gerçeklerden uzak bir dille ve tamamen rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın eşi Nurten Tatlıcı ile oğlu Uğur Tatlıcı’yı hedef alan, onları küçük düşürmeye ve itibarsızlaştırmaya yönelik ifadelerle yazılmıştır.
Ercan Öztürk, Nurten ve Uğur Tatlıcı ile bu haberi yazmadan önce konuşma ve habere konu aldığı hususların doğruluğunu teyit etme gibi yine çok önemli gazetecilik ilkelerini de yerine getirmemiştir. Burada düşündürücü olan da budur.
Ercan Öztürk 10 Nisan 2013 tarihinde yazdığı haberin devamında da aynı şekilde gerçek dışı ve iftira niteliği taşıyan ifadelerine devam etmektedir. Ancak biz burada onun yaklaşık bir yıl sonra, 14 Nisan 2014 tarihinde yine aynı konuyla ilgili yazdığı yeni bir haberi değerlendireceğimiz için, bu detaylara şimdilik yer vermeyeceğiz.
Okurlarımız ve kamuoyu 10 Nisan 2013 tarihli söz konusu haberin devamını, ilişikte verdiğimiz linkten takip edebilir ve böylelikle, Ercan Öztürk’ün ibretlik gazeteciliğinin detaylarını öğrenebilir: Bkz. “Çamur At, İzi Kalsın” haberi…
Ercan Öztürk’ün yazdığı haber, basın meslek ilkelerinin açık bir ihlaliydi
Kısacası, Ercan Öztürk’ün 10 Nisan 2013 tarihindeki haberine konu ettiği yer “Baş Oda” değil, otel girişindeki bir yere kurulmuş olan sergi alanıydı; buradaki hiçbir eşya çalıntı tarihi eser değildi, ahşaptan yapılmış bu eşyalar taşınabilir kültür varlığı olarak isimlendiriliyordu ve kimseden saklanmıyordu; tam tersine, yıllardır otelde konaklayan turistlerce ziyaret ediliyordu. Bu eşyaların antikacıdan alınan faturası da vardı, tarihi eser olmadığı için ülke içinde alımı ve satımı serbestti ve belirttiğimiz gibi müzeye tescili de yaptırılmıştı.
Ancak Ercan Öztürk yazdıklarıyla adeta otelde çalıntı tarihi eserler varmış ve bunlar kamu görevlilerinden saklanıyormuş izlenimi veren ve rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın eşi Nurten Tatlıcı ve oğlu Uğur Tatlıcı’yı da sanki bütün bunları yapan suçlu insanlarmış gibi gösteren bir söylem geliştirmişti.
Ercan Öztürk burada açıkça gazetecilik meslek ilkelerine ve etiğine uygun olmayan bir habercilik örneği sergilemişti.
Zaten bu yüzden de Basın Konseyi, yapılan şikayet üzerine yaptığı incelemede Ercan Öztürk’ün basın meslek ilkelerinin 4, 6 ve 9. maddelerini ihlal ettiği sonucuna varmıştı.
Ercan Öztürk basın meslek ilkelerini nasıl ihlal etmişti?
Ercan Öztürk’ün yukarıda detayları verilen 10 Nisan 2013 tarihli haberinde gerçek dışı ve kişileri küçük düşürmeye yönelik ifadeleri dolayısıyla Basın Konseyi’ne Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından şikayet edilmişti. Basın Konseyi de Ercan Öztürk’ün bu haberini incelemiş, ilgili tarafları dinlemiş ve sonunda Ercan Öztürk’ün bu haberinde basın meslek ilkelerini ihlal ettiği sonucuna varmıştı.
Bu yüzden, Basın Konseyi Genel Sekreterliği, Ercan Öztürk hakkında “KINAMA”, Basın Konseyi Yüksek Kurulu da Ercan Öztürk ve Akşam Gazetesi hakkında “UYARILMA” kararları vermişlerdi.
Şimdi burada Basın Konseyi’nin Ercan Öztürk hakkında verdiği basın meslek ilkelerini ihlal etme kararının gerekçelerini okurlarımızla ve kamuoyuyla hiçbir yoruma yer vermeden paylaşıyoruz: (Ayrıntılı bilgi için bkz. “Basın Konseyi Sekreterliği’nden Ercan Öztürk’e KINAMA Kararı” haberi)
İnceleme konusu “Tatlı tatlı döşemişler” başlıklı haber, Akşam Gazetesi muhabirlerinden ERCAN ÖZTÜRK tarafından yazılmış ve bu gazetenin 10 Nisan 2013 günlü nüshasının 1. ve 15. sayfalarında yayımlanmıştır.
Yapılan haber, içeriğinde yer alan olayların tamamı gerçekmiş gibi kaleme alınmıştır. Bu konuda haberin muhataplarının görüşlerinin sorulduğu ya da başkaca bir takım ek bilgi ve belgelerle olayın doğruluğunun teyit edildiği bilgisine ise haberde yer verilmemiştir. Kişilerin, inceleme konusu haberde olduğu türden, son derece vahim iddialarla karşı karşıya kalmaları sonucunu doğuracak haberlerin, habere dayanak olaya ilişkin somut belgelere dayanması ve mümkünse haberin muhatabının da açıklamasını içermesi icap eder. Haberin bu yönüyle, Basın Meslek İlkeleri’nin (BMİ) “soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayımlanamaz” şeklindeki 6. maddesinin ihlâl edildiğine oy birliğiyle karar verilmiştir.
10 Nisan 2013 tarihli Akşam Gazetesi’nin 1. sayfasında kullanılan “Tatlı tatlı döşemişler” ve 15. sayfada yer alan “Lüks otele ‘tat’sız baskın” başlıkları ile ilk sayfada yer alan “… Tarihi kapılar, duvar kaplamaları, tavan göbeğiyle döşenmiş bir oda bulundu. Eserlerin nereden çalındığı araştırılıyor” şeklindeki ifadeler, Şikâyetçilerin haber konusu suç teşkil eden fiilleri işlediği konusunda kesin bir yargıyı ifade etmektedir. Henüz bir yargı kararı ile suçluluğu sabit olmamış kimselerin suçlu ilân edilemez şeklindeki BMİ’nin 9. maddesinin ihlâl edildiğine oy birliğiyle karar verilmiştir.
Aynı ihlâl ile şikâyetçi tarafın kişilik hakları da zedelenmiştir. Zira şikâyetçiler tarihi eser kaçakçısı gibi gösterilmiş, özellikle kullanılan başlıklar ve haberin geneline hakim olan ifadeler ile şikâyet edenler tarihi eser kaçakçısı gibi gösterilmiş, hatta bu eserlerin çalıntı olduğu ileri sürülmüş; kişiliklerinin önemli bir parçası olan soyadları kelime oyunu ile başlığa taşınmıştır. Haberde yer verilen başlık ve kullanılan genel dil ile Şikâyet Edenler’in suçluymuş gibi gösterilmeleri açısından, “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.” şeklindeki BMİ’nin 4. maddesinin ihlâl edildiğine oy birliğiyle karar verilmiştir.
Ercan Öztürk’ün, basın meslek ilkelerini ihlal ettiği tescil edilmiştir.
İşte Ercan Öztürk hakkında kendi mesleğinin en üst düzeyde temsil mercilerinden olan ve basın mesleğinin dürüst ve tecrübeli gazetecileri ile akademisyenlerden oluşan Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun kararı bu şekilde.
Ercan Öztürk burada görüldüğü gibi, artık basın meslek ilkelerini ihlal ettiği BİZZAT KENDİ MESLEK KURULUŞU TARAFINDAN objektif ve tarafsız bir inceleme sonucunda tescil edilmiş bir gazetecidir.
Basın Konseyi bir mahkeme değildir, verdiği kararların cezai bir yaptırımı yoktur. Ancak Basın Konseyi’nin bir gazeteciyi basın meslek ilkelerini ihlal ettiği gerekçesiyle bu şekilde değerlendirmesi,bu mesleği yapan bir insanın meslek onuru adına mahkemenin vereceği cezadan daha acı verici ve onur kırıcıdır.
Ancak Ercan Öztürk, basın meslek ilkelerini ihlal ettiği kendi meslek örgütünce tescil edilmiş bir gazeteci olarak bundan dersler çıkaracağına, aynı ihlallerine “sebebi her neyse” devam etmektedir.
Ercan Öztürk bir yıl sonra tekrar sahne aldı
Aşağıdaki bölümlerde Ercan Öztürk’ün yukarıda Basın Konseyi’nin kendisi aleyhinde verdiği bu kararlara konu olan haberinden yaklaşık bir yıl sonra, 14 Nisan 2014 tarihinde, yine aynı konuda yazdığı haberi burada değerlendirerek, Ercan Öztürk’ün ibretlik haberlerini ve bu haberlerin perde arkasını okurlarımız ve kamuoyuyla paylaşacağız.
Ercan Öztürk, 14 Nisan 2014 tarihinde Güneş ve Akşam gazetelerinde aynı içerikle haberler yazdı. Haber yine Antalya’daki Otel girişinde sergilenen ahşap eşyaların yer aldığı bölümle ilgili ve bu sefer de Antalya İdare Mahkemesi’nin 30 Ocak 2014 tarihli bir kararı üzerine yazılmış:
Ercan Öztürk, örneğin 14 Nisan 2014 tarihli Güneş Gazetesi’ndeki yer alan “Tatlıcılar’a acı haber”başlıklı haberinin anonsunda, “Tatlıcı Ailesi’nin Antalya’daki otellerinde sakladığı Osmanlı dönemine ait eserler Kültür Bakanlığı’na devrediliyor” demektedir.
Haberin metninde de şu ifadelere yer verilmiştir:
“Ünlü işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın ölümünün ardından varisleri arasında başlayan miras kavgasında son perde! Oğullarından Mehmet Tatlıcı’nın ihbarıyla kardeşi Uğur Tatlıcı’ya aitAntalya Belek’teki Tat Beach Otel’e baskın düzenleyen Kültür Varlıklarını Koruma Ekipleri, oteldeki bir odada tutulan Osmanlı dönemine ait tarihi eserlere el koydu” 
“Uğur Tatlıcı’ya ait otelin bir bölümünde Osmanlı döneminden kalan ahşaplar bulunuyordu. Eserler artık Bakanlık korumasında”
Ercan Öztürk, basın meslek ilkelerini ihlal etmeye devam ediyor
Her şeyden önce Antalya’daki otelde “saklanan” hiçbir şey yoktur. Ercan Öztürk bu haber söylemiyle, otelin sahibi olarak belirttiği Uğur Tatlıcı’nın sanki Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan aslında orada bulunmaması gereken bir şeyler sakladığı izlenimi yaratmaya çalışmaktadır.
Ayrıca söz konusu ahşap eşyalar, tarihi eser değildir ve hepsinin de taşınabilir kültür varlığı olarak Antalya Müzesi’ne sahibi Nurten Tatlıcı tarafından bizzat tescil ettirilip kayıt altına alınmaları sağlanmıştır.
Ercan Öztürk’ün bu haberde yazdığı gerçek dışı bir başka ifade de habere konu aldığı otelin Uğur Tatlıcı’ya ait olduğunu söylemesidir. Söz konusu otel Uğur Tatlıcı’ya ait değildir.
Haberdeki bir başka gerçek dışı ifade de, otele baskın yapıldığının söylenmesidir. Otel’e “baskın” yapılmamıştır ve dolayısıyla Ercan Öztürk’ün haberde gerçek dışı bir ifadeyle anlattığı gibi herhangi bir şeye “el konulması” da söz konusu olmamıştır.
Yine haberde yazılan, “Eserler artık Bakanlık korumasında” ifadesi de gerçek dışıdır. Burada sergilenen ahşap eşyalar yıllar önce rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı tarafından aynen onun kendi elleriyle kurduğu şekilde zaten en iyi şekilde muhafaza edilmektedir.
“Bakanlık korumasında” ifadesi, sanki bir şeyler, yasa dışı şekilde Bakanlık’tan saklanıyormuş ve/veya bunlara zarar veriliyormuş izlenimi yaratmaya çalışan bir söylemdir.
Basın meslek ilkelerini ihlali tescillenmiş “usta” gazeteci Ercan Öztürk, burada herkesin gözü önünde yıllardır sergilenen ahşap eşyaların sanki iyi korunmadığı ve Bakanlığın da bunları koruma altına aldığı izlenimi yaratmaya çalışmaktadır. Bu eşyalardan oluşan otel girişindeki sergi alanı, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın anısına bir saygı olarak orada yer almaya devam etmektedir.
Ercan Öztürk’ün Uğur Tatlıcı ile derdi nedir?
Ercan Öztürk’ün kullandığı haber diline bakıldığında net bir şekilde görülen söylemi, haberde açıkça tek taraflı olarak hedef aldığı Uğur Tatlıcı aleyhinde onu itibarsızlaştırmaya yönelik bir algı oluşturma çabasından başka bir şey değildir ve bu da basın meslek ilkeleri ve basın ahlakı adına ibretlik bir gazetecilik örneği oluşturmaktadır. Ercan Öztürk’ün bunu “ne” adına veya kimin talimatı ile yaptığını anlamak mümkün değildir.
Ercan Öztürk ve Akşam Gazetesi hakkında tazminat davası açılmıştı
Ercan Öztürk geçen yıl, 10 Nisan 2013 tarihinde yazdığı gerçek dışı haberde Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın kişilik haklarına hukuka aykırı bir biçimde saldırıda bulunduğu gerekçesiyle hakkında tazminat davası açılmış bir gazetecidir. Bu dava halen devam etmektedir.  (Bkz. Ercan Öztürk Hakkında Tazminat Davası Açıldı” haberi)
“Usta” gazeteci Ercan Öztürk hakkında 5 KURUŞLUK yeni bir tazminat davası daha açıldı
Ercan Öztürk’ün yukarıda sözünü ettiğimiz 14 Nisan 2014 tarihli haberinde yine Uğur Tatlıcı’nın kişilik haklarına hukuka aykırı bir şekilde saldırıda bulunduğu gerekçesiyle hakkında ve haberin yayınlandığı Güneş Gazetesi aleyhine “5 KURUŞLUK” yeni bir tazminat davası daha açıldı.
Bütün bu gelişmelerle görülen odur ki, “usta” gazeteci Ercan Öztürk artık basın meslek ilkelerini ihlal ettiği tescillenmiş bu “gazeteciliği” ile, yaptığı hatalardan dersler çıkarmak yerine, hakkında açılan yeni bir “kişilik haklarına hukuka aykırı bir şekilde saldırı” davasının da “davalı tarafı”olmaya devam etmektedir.
Ercan Öztürk Uğur Tatlıcı’ya karşı tarafsız ve objektif haber yazabilir mi?
Burada yukarıda örnekleri verilen ve bir yıl ara ile hemen hemen aynı içerik ve söylemle yazılan haberlerin yazarı Ercan Öztürk’ün, artık Uğur Tatlıcı’yı konu alan bir haber yazdığında, tarafsız ve objektif olmasını beklemek zordur.
Zira Ercan Öztürk, Uğur Tatlıcı’nın Basın Konseyi’ne yaptığı müracaat üzerine inceleme konusu yapılan haberi yüzünden Konsey’ce basın meslek ilkelerini ihlal ettiği sonucuna varılmış bir gazetecidir.
Yine Ercan Öztürk, Uğur Tatlıcı tarafından kişilik haklarına hukuka aykırı bir şekilde saldırıda bulunduğu gerekçesiyle hakkında bir yıl ara ile iki defa tazminat davası açılan bir şahıstır.
Dolayısıyla Ercan Öztürk yaptığı bu gerçek dışı ve basın meslek ilkelerini ihlal eden haberleri yüzünden, Uğur Tatlıcı ile kanun nezdinde görülmekte olan bir davanın da “tarafı” olmuştur. Bu yüzden, Ercan Öztürk’ün Uğur Tatlıcı hakkında “tarafsız ve objektif” bir haber yapmasını beklemek mümkün müdür?
Üstelik kendisinin artık basın meslek ilkelerini (özellikle burada açıkladığımız belgelerde de görüleceği gibi) ihlal ettiği bizzat Basın Konseyi Yüksek Kurulu tarafından tespit edilmişken bu mümkün müdür, bunun takdirini okurlarımıza ve kamuoyuna bırakıyoruz.
Ercan Öztürk’ün haberi ve Basın Konseyi değerlendirmesi
Yaptığı 10 Nisan 2013 tarihli haberde neleri ihlal etmişti Ercan Öztürk, tekrar hatırlayalım:
  • Yaptığı haber, içeriğinde yer alan olayların tamamı gerçekmiş gibi kaleme alınmıştı,
  • Haberde henüz yargı kararı ile suçluluğu sabit olmamış kimselerin suçlu ilan edilmeleri söz konusuydu,
  • Haberine konu aldığı tarafın kişilik haklarını zedeleme ve kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilmesi söz konusuydu…
Yukarıdaki ifadeler Basın Konseyi’nin Ercan Öztürk hakkında verdiği karar metninden alınmıştır.
İşte bu yüzden Ercan Öztürk’ün içinde Uğur Tatlıcı’yı konu ettiği haberlerinde tarafsız ve objektif olmasını beklemek mümkün değildir, zira kendisi yazdığı haberler nedeniyle artık Uğur Tatlıcı’nın açtığı tazminat davalarında “taraf” olmuştur.
Ercan Öztürk ile sorunumuz yok, sorun yazdığı haberlerde
Burada amacımız kimseye gazetecilik ve ahlak dersi vermek değildir. Bu ülkede dürüst gazeteciler de vardır ve gerçekleri tarafsız bir şekilde ve kanıtlarıyla birlikte haber yapmaktadırlar. Onlara saygımız sonsuzdur.
Yine burada bizim Ercan Öztürk ile şahsi bir sorunumuz da yoktur. Burada sorun, Ercan Öztürk’ün yazdığı ve yukarıda ayrıntıları ile değerlendirdiğimiz iki haberindeki gerçek dışı ifadeler yanında, basın meslek ilkeleri ihlal eden söylemidir.
Burada okurlarımızla paylaşmak istediğimiz, bu tür gazetecilik meslek ilkelerini ihlal eden haberlerin ardındaki gerçeklerdir. Kısacası, Ercan Öztürk’ün bu iki haberini, gerçekler ve basın meslek ilkeleri açısından değerlendirdiğimizde ortaya çıkan sonuçlardır burada okurlarımızla paylaşmak istediğimiz…
Hep aynı gazeteciler ve hep aynı hedef kişi: Uğur Tatlıcı. Peki ama acaba neden?
Ancak burada değerlendirilmesi gereken çok önemli bir husus daha vardır, o da Ercan Öztürk’ün rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın geride bıraktığı ailesi ve saygın anısına yönelik sistemli bir karalama ve itibarsızlaştırma kampanyasının parçası olduğu izlenimi veren haberleridir.
Zira Ercan Öztürk ve farklı gazetelerde çalışan bazı gazeteciler, Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine açılmış olan davaların duruşma tarihinden hemen önce aynı içerik ve söylemle Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı itibarsızlaştırmaya yönelik haberler yapmaktadırlar.
Aşağıda, bu tür haberlerin ardındaki perde arkası gerçeğini açacağız.
Rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı ve vasiyetnamesi
Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı, 22 Şubat 2009 tarihinde vefat etti. Vefatından sonra yıllar önce düzenlemiş olduğu resmi vasiyetnamesi ortaya çıktı. Vasiyetnamede yazılanlara göre merhum işadamı teyzesinin kızıyla yaptığı ilk evlilikten olan oğulları Ali ve Ahmet Tatlıcı’yı mirasından ıskat etmiş, onların çocukları ile diğer oğlu Mehmet Tatlıcı’nın ise mirasından saklı payları oranında yararlanmalarını uygun bulmuştu. Mirasın geri kalan kısmını ise, kendisine hastalıkta ve sağlıkta tam 43 yıl hayat arkadaşı olan ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen en küçük oğlu Uğur Tatlıcı’ya bırakmıştı.
Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın teyzesinin kızıyla yaptığı ilk evliliğinden oğulları ve onların yasal mirasçıları, kendisinin vefatından hemen sonra açtıkları vasiyetnamenin iptali ve miras tespit davaları ile Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı karşılarına almayı tercih ettiler.
Bunlar Ahmet Tatlıcı ve Mehmet Tatlıcı ile rahmetli Ali Tatlıcı’nın çocukları Salih Ziya Tatlıcı ve Bedriye Kamer Tatlıcı’dır.
İlk adımı Mehmet Tatlıcı attı
Mehmet Tatlıcı, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın teyzesinin kızıyla yaptığı ilk evlilikten dünyaya gelen üç oğlundan biridir.
Merhum babasının kendisine bırakmış olduğu ve milyonlarca dolar ettiği söylenen miras payını beğenmeyip daha fazlasını elde etme adına daha babasının toprağı bile kurumadan mahkemelere koşarak vasiyetnamenin iptali ve miras tespit davaları açmış hayırlı bir evlattır Mehmet Tatlıcı… (Bkz.“Vefat Günü Sabaha Karşı 04:29’da Bankaya Gönderilen Faks” haberi)
Daha sonra da Ahmet Tatlıcı, Salih Ziya Tatlıcı ve Bedriye Kamer Tatlıcı bu sürece katıldılar
Bu kişiler ve Mehmet Tatlıcı, kendi açtıkları bu davalarla milyar dolarlar eden bir miras davasının tarafı olmayı tercih ettiler ve merhum Mehmet Salih Tatlıcı’nın sağlığında düzenlemiş olduğu vasiyetnameyi iptal ettirmek için ellerinde geleni yapmaya başladılar. Başlattıkları bu dava sürecinde karşılarına aldıkları taraf ise, merhum babalarına hastalığında ve sağlığında tam 43 yıl hayat arkadaşı olan merhumun ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen oğulları Uğur Tatlıcı’dır.
Nurten ve Uğur Tatlıcı ise, anısına duydukları saygıdan dolayı, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın vasiyetnamesinde emrettiği şartların uygulanmasını istediler.
12 Suç duyurusu yaptı, hepsi de takipsizlik kararlarıyla sonuçlandı
Mehmet Tatlıcı devam eden bu davaların yanında, merhum babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı hakkında hepsi de takipsizlik ve ret kararlarıyla sonuçlanmış tam 12 suç duyurusu ve ihbarda bulunmuştur. Haksız, hukuksuz ve mesnetsiz bu iddialar yüzünden Mehmet Tatlıcı hakkında iftira suçundan açılmış 16 yıl hapis istemli bir ceza davası da vardır ve bu ceza davası devam etmektedir.
Ama bütün bunlar Mehmet Tatlıcı’yı yıldırmıyor, aynı “tutarlılıkla” baba bir kardeşini hedef alan asılsız iddialarla yeni suç duyuruları yapmaya devam ediyor…
Mehmet Tatlıcı yine sahne alıyor
İşte bu Mehmet Tatlıcı, yine başka bir asılsız iddialar dizisiyle, merhum babasının geride bıraktığı aile fertleri aleyhine açılmış olan farklı davaların tarafı olarak tekrar tekrar sahne almaktadır.
Bu davalar halen devam etmektedir.
Ancak yukarıda ayrıntılı olarak değerlendirdiğimiz iki haberde olduğu gibi,  istisnasız her duruşma öncesinde, farklı gazetelerde, farklı gazeteciler tarafından yazılan “bir örnek haberlerle” davanın diğer tarafı olan Uğur ve Nurten Tatlıcı adeta sistemli bir şekilde itibarsızlaştırılmaya ve küçük düşürülmeye çalışılmaktadır.
Bu haberlerin altında imzası olan “gazetecilerden” biri ise, hiç de sürpriz bir isim olmamaktadır:Yaptığı asılsız haberlerle, Basın Konseyi tarafından basın meslek ilkelerini ihlal ettiği açıkça tescillenmiş olan ERCAN ÖZTÜRK…
14 Nisan 2014 tarihli “bir örnek haberlerle” ne yapılmak isteniyor?
Haberlerde aynı konu, birbirine benzer ifadelerle özellikle Uğur Tatlıcı aleyhine bir algı oluşturacak şekilde ince ince işleniyor…
Hemen hepsinde ortak nokta da, İstanbul’daki bir antikacıdan 1997 yılında satın alınarak, Antalya’daki bu otele getirilmiş ve Antalya Müzesi’ne taşınabilir kültür varlığı olarak tescil ettirilmiş olan bu ahşap eşyaların, “tarihi eser” olduğunu söylemeleri ve bu yüzden de sanki Kültür ve Turizm Bakanlığı korumasında olması gereken bu “eserlerin” saklanmaya çalışıldığı izlenimi yaratmaya çalışmaları…
Habere konu aldıkları gelişme de Antalya İdare Mahkemesi’nin 30 Ocak 2014 tarihli kararı. 
Mahkeme kararını 30 Ocak 2014’te vermiş, ama bu bir örnek haberleri yazan ve farklı gazetelerde çalışan dört farklı gazeteci, nedense bu karardan tam 2,5 ay sonra, 14 Nisan 2014 tarihinde söz konusu haberlerini yazmışlardır. 
Üstelik bu eserlerle ilgili 2013 yılında yapılan asılsız haberler hakkında gerek suç duyurusunda, gerek gönderilen cevap ve tekzip metinlerinde ve gerekse basın konseyi şikayetinde bu objelerin nereden ve ne zaman alındığı ayrıntılı olarak belgeleriyle beraber açıklanmasına rağmen, aynı konuda aynı gerçek dışı ithamlar ile haber yapılmaya devam edilmiştir.
Duruşma öncesinde Hakim ve Savcılara bir mesaj mı verilmeye çalışılıyor?
Bu gazetecilerin hepsi de aynı gün ve hemen hemen aynı içerik ve fotoğraflarla bu mahkeme kararını Uğur Tatlıcı’yı haksız yere hedef gösteren ve itibarsızlaştıran bir söylemle çalıştıkları farklı gazetelerde haber yapmışlardır.
2.5 ay önceki bir mahkeme kararı üzerinden yapılan bu haberlerin zamanlaması da çok anlamlıdır:
Bu bir örnek haberlerin yayınlandığı tarih olan 14 Nisan 2014’ün hemen ertesinde, yani 15 Nisan ve 16 Nisan 2014 tarihlerinde, Mehmet Tatlıcı’nın haksız hukuksuz iddialarıyla baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’ya ve merhum babasının hastalığında ve sağlığında tam 43 yıl hayat arkadaşı olmuş ikinci eşi Nurten Tatlıcı’ya karşı sürdürmeye çalıştığı davaların duruşmaları vardı…
Nasıl bir “tesadüf” değil mi? 
Bu durum yeni değildir. Aynı “tesadüfler” senelerdir Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine açmış olduğu farklı davaların duruşmaları öncesinde tekrarlanmaktadır ve bunun yukarıda açıkladığımız iki haber dışında çok sayıda örneği de vardır.
Aynı senaryo, farklı gazeteler, ama hep aynı gazeteciler…
Mehmet Tatlıcı’nın, merhum babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın ikinci eşi ve baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı aleyhindeki haksız, hukuksuz iddialarla sürdürmeye çalıştığı davaların, istisnasız olarak her duruşması öncesi, zamanlama ve içerik olarak “büyük bir tutarlılıkla” kaleme aldıkları bir örnek haberlerle, davada suçlanan tarafı adeta hedef alan bir söylem geliştiren bu gazeteciler kimler ve hangi gazetelerde çalışıyorlar?
Ercan Öztürk, Akşam Gazetesi (şimdi Güneş gazetesine de yazıyor)
Erhan Öztürk, Sabah Gazetesi (Ercan Öztürk’ün kardeşidir)
Dinçer Gökçe, Hürriyet Gazetesi
Zülfikar Ali Aydın, Habertürk Gazetesi
İşte bu dört gazeteci, yıllardır her duruşma öncesi aynı veya birbirine çok yakın günde yayınladıkları, Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı hedef alan “bir örnek haberlerini” aynı “tutarlılıkla” yazmaya devam ediyorlar.
Bu bir-iki kere olsa tesadüftür denilebilir, ama bu konuda hep aynı “gazeteciler” tarafından yapılmış sayıları 10’u geçen çok sayıda benzer “haber” olunca, insanın aklına ister istemez “bu da mı tesadüf? burada nasıl bir iş var?” sorusu gelmektedir… (Bu konuda bkz. “Tarafsız medya ne tarafta?” haberi”)
Bu gazeteciler, birbiriyle rekabet halindeki farklı gazetelerde çalışmalarına rağmen, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine haksız ve mesnetsiz iddialarla açmış olduğu davaların duruşmalarından hemen önce büyük bir tutarlılıkla bir örnek haberler yazmaya devam etmektedirler.
14 Nisan 2014 tarihli haberleri de yine aynı gün ve aynı içerikle, önemli dava duruşmalarından bir-iki gün önce yayınlanmıştır.
14 Nisan 2014 tarihinde farklı gazetelerde ama hemen hemen aynı içerik ve söylemle kaleme alınmış haberlere göre, Antalya’daki otelde yıllardır herkesin gözü önünde sergilenmeye devam eden söz konusu ahşap eşyaların, “tarihi eser” olduğu ve “saklandığı” ihbarını yapan kişi olarak Mehmet Tatlıcı’nın adı geçmektedir.
Olan-biten nedir? Bir bardak suda fırtına koparmak…
Burada, Mehmet Tatlıcı’nın yukarıda anlattığımız oyunlarının bir parçası olarak, çamur at izi kalsın mantığıyla, adeta bir bardak suda fırtına koparacak şekilde ve halen devam etmekte olan mahkeme sürecini etkilemek adına, Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde bir algı oluşturmaya çalışan bu maksatlı haberlerle medyaya taşınıyor olması ve bunun her duruşma öncesi yapılıyor olması, esas dikkat edilmesi gereken noktadır.
Çünkü burada oluşturulmaya çalışılan ters algıyla, devam etmekte olan farklı dava süreçleri açıkça etkilenmeye ve bu davaların karşı tarafı olan Uğur ve Nurten Tatlıcı adeta hedef gösterilmeye çalışılmaktadır.
Burada netleştirilmesi gereken önemli bir husus da, yukarıda ayrıntılarıyla açıkladığımız gibi, aslında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir kuruluş olan Antalya Müzesi tarafından tescillenerek kayıt altına alınmış olan ve Antalya’da bir otelin girişindeki ahşap eşyalardan oluşan bu sergi alanının, senelerdir aynı yerinde, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın anısına duyulan saygının bir sonucu olarak eşi Nurten Tatlıcı ve oğlu Uğur Tatlıcı tarafından aynen onun bıraktığı şekilde ve herkesin gözü önünde yaşatılmasıdır.
Haksız ve hukuksuz ihbarların şampiyonu Mehmet Tatlıcı
İşte tam da bu noktada devreye Mehmet Tatlıcı girmekte ve Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde daha önce defalarca yaptığı gibi yeni bir ihbarda bulunmaktadır.
Bu durum mahkemeye yansımakta ve doğal olarak bilirkişiler ve Antalya Müzesi yetkileri de Otel’e gelerek incelemelerde bulunmaktadır. Kendilerinden hiçbir şey saklanmamakta ve bu yetkililer Otel yönetiminin bilgisi dahilinde normal incelemelerini yapmaktadırlar, “baskın düzenlemeleri” ise söz konusu bile değildir.
Bu “baskın düzenlediler” ifadesi yukarıda açıkça ortaya koyduğumuz basın meslek ilkelerini ihlal eden haberi yapan Ercan Öztürk isimli usta gazetecinin  “hayal gücüdür”, başka bir şey değil.
Oteldeki sergi alanı, Mehmet Salih Tatlıcı’nın anısını yaşatmaktadır
Bu ahşap eşyalardan oluşan taşınabilir kültür varlıklarının nerede ve nasıl saklanacağının kararı henüz verilmemiştir, çünkü konu artık Danıştay aşamasındadır. Bu eşyaların İstanbul’daki bir antika eşya satıcısından faturasıyla alındığı ve sahibi olan Nurten Tatlıcı tarafından bizzat Antalya Müzesi’ne tescil ettirilerek resmi bir şekilde kayıt altına alınmasının sağlandığı gerçeği de unutulmamalıdır.
Mahkeme, Danıştay ve/veya Kültür ve Turizm Bakanlığı, neyin, nerede ve nasıl saklanacağına dair kararı verdiği zaman, bu eşyalar istenilen şekilde istenen yere de taşınabilir. Bu da kimse için bir sorun olmaz. 
Uğur ve Nurten Tatlıcı bu ahşap eşyalardan oluşan sergiyi sadece ve sadece rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın anısına bir saygı olarak otel girişindeki sergi alanında insanların ziyaretine açık tutmak istemişlerdir.
Her şey senelerdir merhumun kendi elleriyle düzenlediği şekilde ve herkesin gözü önünde sergilenmeye devam edilmekte, kimseden de bir şey saklanmamaktadır. Tüm gerçek bundan ibarettir.
Gerçekler böyleyken, Mehmet Tatlıcı nasıl bir oyun oynuyor?
Burada yine, Mehmet Tatlıcı’nın aslında bugün (para, mal, mülk ve yedi sülalesine senelerce yetecek olan) tüm sahip olduklarını borçlu olduğu merhum babası Mehmet Salih Tatlıcı’dan geri kalan her şeye olduğu gibi, merhum işadamının hala yasını tutan 43 yıllık hayat arkadaşı Nurten Tatlıcı ile baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’ya karşı sürdürdüğü bu akıl almaz oyunları da anlamak ve görmek gerekmektedir.
Burada gerçekten çok önemli bir trajedi vardır. Mehmet Tatlıcı, bugün sahip olduğu her şeyi kendisine veren, vefat etmiş kendi öz babası merhum Mehmet Salih Tatlıcı’yı bile İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, Kaçakçılık Bürosu’na bizzat şikayet etmiş bir insandır. Doğal olarak, savcılık makamı bu saçma sapan iddialardan dolayı soruşturma yapmaya gerek bile duymamıştır. (Bkz.“Oğul Müşteki, Merhum Baba Şüpheli” haberi)
Gerçek gazetecilik mi, ısmarlama gazetecilik mi?
Gerçekler aynen yukarıda anlattığımız şekilde gelişmiştir ve haber ekinde sunduğumuz kanıtlara, resmi belgelere dayanmaktadır. Mehmet Tatlıcı oyunlarını bu şekilde oynarken, biz de burada hem Mehmet Tatlıcı’nın bu oyunu nasıl oynadığını ve hem de onun bu oyunlarının paralelinde bazı muhabirlerin yaptıkları gazeteciliğe dikkat çekmek istedik.
Tekrar edelim, bizim dürüst ve doğru haber yapan gazetecilerle bir sorunumuz yok. Gazetecilere de gazeteciliği öğretecek değiliz. Ama yukarıdaki haberlerde ve ilişiğindeki belgelerde görüldüğü gibi, ortada dürüst ve ilkeli gazetecilik adına yakından takip edilmesi gereken bir sorun vardır, biz de bu sorunun ardındaki gerçeklere dikkat çekmek istiyoruz.
Neden hep aynı “muhabirler” ve birbirinin benzeri “haberler”?
Okurlarımızın bu haberimizde her şeyi tüm açıklığıyla ve gerçekliği ile görebilecekleri gibi, Mehmet Tatlıcı’nın sürdürmeye çalıştığı davaların duruşma günleri öncesinde, bazı gazetelerde hep aynı “muhabirler” tarafından yazılan, aynı türden “haberler” yer alıyor.
Bu “haberlerde”, Uğur ve Nurten Tatlıcı sürekli hedef gösterilmekte, kendileriyle ilgili asılsız iddialarda bulunulmakta, kısacası kamuoyu gözünde itibarsızlaştırılmaya ve ötekileştirilmeye çalışılmaktadırlar.
Amaç da, Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde haksız, hukuksuz iddialarla sürdürülmeye çalışılan mahkeme süreçlerini etkilemektir.
Bu “haberleri” yazanlar ve yayınlayanlar, bugüne kadar yazdıkları onlarca benzer “haberde” bu şekilde konu ettikleri ve hedef aldıkları Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı bir kere bile arayıp, soru sorma ve gerçekleri araştırma gereği dahi duymamışlardır.
Bu “oyunu” böyle “oynamak” isteyenler var
Bütün bunlardan da anlaşılacağı gibi, her şey aslında dürüst ve aklı başında insanların görebileceği kadar açıktır: Burada rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın vasiyetine ve geride bıraktığı ailesine karşı böylesine ucuz bir “oyun” oynanmaktadır.
İnsan onuruna ve ahlakına aykırı bir şekilde oynanan bu “oyun” maalesef rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın mirasından biraz daha fazla pay alabilmek için yapılmaktadır. Bu da onun değerli anısına yapılabilecek en büyük saygısızlıktır.
Bunları gerçekleştirmek için de, kendi paylarına düşen mirasın parasal karşılığı kendilerini ve yedi sülalelerini yaşatacak kadar büyükken ve milyonlarca dolar ettiği söylenirken, açtıkları miras davalarıyla, aslı astarı olmayan şikayet ve ihbarlarla maalesef ülkemizin değerli savcıları ve hakimleri meşgul edilmekte, insanların gerçekleri öğrenmek için satın aldıkları gazetelerimizde, ne amaçla yayınlandığı çok açık olan bazı “haberlerle” kendi halinde yaşamak isteyen, eşinin ve babasının anılarını yaşatmak isteyen Nurten ve Uğur Tatlıcı’ya karşı bir kamuoyu oluşturulmaya çalışılmaktadır. 
Gazetecilik bunun neresinde?
Tekrar söyleyelim, dürüst ve meslek ilkelerini her şeyden üstün tutan gerçek gazetecilere gazetecilik dersi vermek elbette burada bizim haddimize değildir. Ancak, iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırt edebilmek için, gazetecilik meslek ilkeleri ve etiğindeki bazı gerçekleri de burada tekrar hatırlamakta yarar vardır:
Gazeteciliğin özünde, gerçeği teyit etme disiplini yatmaktadır ve gazeteciliğin ilk yükümlülüğü de gerçek haberdir.
Gazetecilerin yazdıkları haberler kapsamlı ve dengeli olmalıdır, haberlerinde adil olmaları ve konu aldıkları kişilerin kişilik haklarına saygı göstermeleri beklenir.
Ancak, bunları burada örneğini verdiğimiz ERCAN ÖZTÜRK’ün iki haberinde de maalesef göremiyoruz.
Ülkemizde dürüst, meslek ilkeleri ve etiğine sahip çıkan çok sayıda gazetecimiz vardır, onlara duyduğumuz saygıyı ve güveni burada yeniden belirtmek isteriz.
Tatlıcı Gerçekleri, gerçekleri yazmaya devam edecek
Tatlıcı Gerçekleri olarak rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın anısına, saygın adına ve geride bıraktığı ailesine karşı medya üzerinden haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla yapılacak karalama ve itibarsızlaştırma kampanyaları, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da karşılarında bizi bulacaktır.
Tatlıcı Gerçekleri, her zaman olduğu gibi gerçekleri, gazetecilik ilkeleri ve ahlakı temelinde, dürüst bir habercilikle ve hepsi de belgelerle dayanan haberleriyle dile getirmeye devam edecektir.
Gelişmeleri okurlarımız ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz.
Haber Kaynağı: Tatlıcı Gerçekleri
Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top