Hep Aynı ‘Ekip’, Hep Aynı ‘Senaryo’

hep_ayni_ekip_hep_ayni_senaryo_h361.png

14 Nisan 2014 tarihli gazetelerde, bir “haber” vardı. Bu “haber” nedense farklı gazetelerde ama, büyük bir “tutarlılıkla” aynı haber dili ve içeriğiyle yer almıştı. Aslında bu, bildik bir senaryonun aynı şekilde tekrarıydı.

 

Çünkü ortada Mehmet Tatlıcı tarafından asılsız iddialarla sürdürülmeye çalışılan bir dava vardı ve bu davanın duruşma günü yaklaşmıştı. Her duruşma öncesi olduğu gibi yine aynı “gazeteciler” bir örnek haberleriyle mesleklerini icra ediyorlardı…

Amaçdavanın karşı tarafını” itibarsızlaştırmak mı?
Bu durum artık biraz kabak tadı verdi… Nedir burada yapılmak istenen? Dürüst, basın meslek ilkeleri ve etiğine uygun bir habercilik mi, yoksa devam etmekte olan bir davanın taraflarından birini itibarsızlaştırmak mı?

Nasıl oluyor da her yeni duruşma öncesi, hep de aynı “gazeteciler” tarafından yazılan, aynı tür “haberler” büyük bir tutarlılıkla, aynı gün söz konusu gazetelerde aynı şekilde yayınlanabiliyor?

Bu haberimizde bu “oyunun” ardındaki gerçekleri okurlarımız ve kamuoyuyla paylaşacağız…

Haber neydi?
Söz konusu “haber”, Antalya’daki bir otelin girişinde ahşap eşyalardan oluşturulan bir sergi alanının, oteldeki müşterilerin ziyaretine yıllardır açık bir şekilde sunulması gerçeğinin, farklı bir algıoluşturulmak amacıyla yeniden ama bu sefer “bir örnek haberler” şeklinde “kurgulanmasıdır”.

Meselenin özünü bilmeyen bir kişi, bu “bir örnek haberleri” okuduğunda, kolaylıkla sanki ortada kamu görevlilerinden saklanmaya çalışılan tarihi eserler varmış da, devlet de gelmiş bunlara “sözde baskın yaparak” el koymuş izlenimi edinebilir. Bu bir örnek haberlerin “söylemi” de zaten böyle bir algı oluşturmaya yönelik…

Aynı gün çıkan bu “bir örnek haberlerde” ortak olan bir diğer yön ise, habere konu ettikleri ve oluşturdukları “bir örnek haber diliyle” adeta devletten tarihi eserleri saklıyormuş izlenimi yaratmaya çalıştıkları kişilerin görüşlerini hiçbir şekilde almamış olmaları…

Bu senaryo daha önce de aynı gazeteciler tarafından aynı şekilde oynanmış, habere konu aldıkları kişilerin görüşlerini asla almamışlardı.

Olayın aslı nedir?
Halbuki bu gazetecilerin “bir örnek haberleriyle” oluşturmaya çalıştıkları bu algıya karşın, gerçekler çok daha farklıydı:

Antalya’daki otelde sergilenen bu ahşap eşyalar tarihi eser değildir. Hepsi, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı tarafından, İstanbul Kuştepe’deki Yılmaz Antik isimli bir antikacı dükkanından, 1997 yılında eşi Nurten Tatlıcı adına satın alınmıştır ve hepsinin de faturası vardır.

Bu ahşap eşyaların tamamı, Antalya Müzesi’ne taşınabilir kültür varlığı adı altında kaydı yaptırılarak tescil ettirilmiştir. Antalya Müzesi de, verdiği resmi belgeler ile bu ahşap eşyaların taşınabilir kültür varlığı olarak alınıp-satılabileceğini ve yurt dışına çıkarılamayacağını belirtmiştir.

Merhum Mehmet Salih Tatlıcı’nın anısına saygı
Rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı antika sanat eserlerine ilgi duyardı. Bu ilgisinin sonucu olarak, İstanbul’da satın almış olduğu bu ahşap eşyaları büyük bir özenle Antalya’ya taşımış ve Antalya’daki Tatbeach Golf Oteli’nde otelde konaklayan turistlerin ziyaretine açık bir şekilde otel girişinde düzenlediği bir bölümde sergilemeye başlamıştı.

Bu ahşap eşyalar kimseden saklanmıyordu, tam tersine yıllardır otelde konaklayan yerli ve yabancı konukların ziyaretine açık bir şekilde, gelen her turistin mutlaka görebileceği bir yerde sergileniyordu. Merhum işadamının eşi Nurten Tatlıcı ile oğlu Uğur Tatlıcı da Mehmet Salih Tatlıcı’nın anısına duydukları saygının sonucu olarak kendisinin vefatından sonra, bu sergi alanını aynen onun bıraktığı gibi muhafaza etmeye devam ediyorlardı.

Şimdi gerçek bu iken, gerçekleri oluşturdukları haber diliyle apayrı noktalara çekmeye çalışan bu gazetecilerin kimler olduklarına ve “bir örnek haberlerinde” neler yazdıklarına bakalım:

Aynı kurgu, farklı gazeteler, ama AYNI GAZETECİLER…
Mehmet Tatlıcı’nın, merhum babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın ikinci eşi ve baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı aleyhindeki haksız, hukuksuz iddialarla sürdürmeye çalıştığı bir davanın her duruşması öncesi, zamanlama ve içerik olarak “büyük bir tutarlılıkla” kaleme aldıkları bir örnek haberlerle, davada suçlanan tarafı adeta küçük düşürmeye çalışan bu gazeteci “kadrosu” kimlerden oluşuyor ve hangi gazetelerde çalışıyorlar?

ERCAN ÖZTÜRK, Akşam Gazetesi (şimdi Güneş gazetesine de yazıyor)

ERHAN ÖZTÜRK, Sabah Gazetesi

DİNÇER GÖKÇE, Hürriyet Gazetesi

ZÜLFİKAR ALİ AYDIN, Habertürk Gazetesi

İşte bu dört “gazeteci”, yıllardır her duruşma öncesi aynı gün Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı hedef alan “bir örnek haberlerini” aynı şekilde yazmaya devam ediyorlar. Bu bir-iki kere olsa tesadüftür denilebilir, ama bu konuda hep aynı “gazeteciler” tarafından sayıları 10’u geçen çok sayıda benzer “haber” olunca, insanın aklına ister istemez “burada bir iş var, acaba bu iş nedir?” sorusu gelmektedir… (Bu konuda bkz. “Tarafsız medya ne tarafta?” haberi”)

2,5 ay öncesinin gelişmesi “her nedense” bugün haberleştiriliyor. Üstelik hemen hemen aynı içerikle!
Haberimizde sözünü ettiğimiz 14 Nisan 2014 tarihli aynı içerikli haberler, yine bu gazetecilerdenErcan Öztürk, Erhan Öztürk, Dinçer Gökçe ve Zülfikar Ali Aydın tarafından yeni bir dava duruşmasından hemen önce yayınlandı.

Burada ilginç olan bir başka husus ise, ülkemiz haber gündeminde çok önemli bir yer tutan ve birbirleriyle rekabet halindeki bu dört önemli gazetenin, bu dört gazetecisi de aslında Antalyaİdare Mahkemesinin aylar önce, 30 Ocak 2014 tarihinde vermiş olduğu bir kararı, karardan aylar sonra, hepsi de aynı günde, gerçekten yeryüzünde eşi benzeri görülmemiş bir “habercilik refleksiyle” harekete geçerek, 14 Nisan 2014 tarihinde, yani mahkemenin bu kararınınüzerinden tam 2,5 ay geçtikten sonra haber yapıyorlar.

Farklı gazetelerde çalışan gazetecilerin Antalya İdare Mahkemesi’nin tam 2,5 ay önce verdiği kararı ortadayken, haberi niye ayrı ayrı zamanlarda değil de, hepsi de aynı gün olan 14 Nisan 2014 tarihinde yayınlıyorlar acaba?

Bu tutarlılığı” ve bir örnek haber verme refleksini neye bağlamak lazım? 
Bunun cevabı zaten bütün bu oynanan “senaryoyu” net bir şekilde ortaya koyuyor:

Çünkü 15 ve 16 Nisan 2014 tarihinde Mehmet Tatlıcı’nın haksız hukuksuz iddialarıyla baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’ya ve merhum babasının hastalığında ve sağlığında tam 43 yıl hayat arkadaşı olmuş ikinci eşi Nurten Tatlıcı’ya karşı sürdürmeye çalıştığı davanın duruşmaları var…

Burada konuyu biraz daha netleştirelim:

Bu gazeteciler, aslında birbiriyle rekabet halindeki dört ayrı gazetede “gazetecilik” yapıyorlar.

Antalya İdare Mahkemesi, dört ayrı gazetede çıkan bu haberlere konu edilen kararı30 Ocak 2014 tarihinde alıyor.

Bu dört farklı gazetede haber yapan Ercan Öztürk, Erhan Öztürk, Dinçer Gökçe ve Zülfikar Ali Aydın, bu mahkeme kararı üzerinden tam 2,5 ay geçtikten sonra, yani 14 Nisan 2014 tarihinde,konuyu nedense hepsi de aynı gün, “bir örnek haberleriyle” gazetelerine taşıyorlar.

Bunu ne zaman yapıyorlar?
Mehmet Tatlıcı’nın haksız, hukuksuz iddialarla baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı ile onun annesi Nurten Tatlıcı’ya karşı sürdürmeye çalıştığı üç davanın duruşma günleri olan 15/16 Nisan 2014 tarihindentam bir/iki güönce

Yani 2,5 ay önceki bir haber konusu, önemli 3 davanın duruşma gününden bir-iki günöncesinde birbiriyle rekabet halindeki dört ayrı gazetenin habercileri tarafından bir anda fark ediliyor ve aynı gün haber yapılıyor…

Tereke dosyasında yer alan bir ses kaydında , EÖ adında bir muhabire 15.000 TL AÇIKTAN ÖDEME iddiası.
Tereke Mahkemesi dosyasına giren ve Kerim Kavak isimli bir şahıs tarafından gönderilen bir ses kaydına göre, City Otel önünde “bir” muhabire zarf içinde hatrı sayılır bir ödeme yapıldığı, ve bunun karşılığında hazırlanan metinlerin haberleştirildiği iddia ediliyor. Ses kaydındaki bu iddia acaba doğru olabilir mi? Yoksa iftira mı?
Hukuka aykırı olup olmadığını bilmediğimiz bu ses kaydındaki iddiaların yorumunu okurlarımıza bırakıyoruz.
Ancak bu kadarına da pes denir, doğrusu…
Daha önce de aynı gazeteciler, yine benzer dava duruşmalarından önce aynı şekilde ve aynı tarihlerde bir örnek haberler yapmışlardı. Bunun tesadüf olması mümkün mü?

Mehmet Tatlıcı “İhbar” Etmiş
14 Nisan 2014 tarihli bu haberlerde, Antalya’daki otelde yıllardır herkesin gözü önünde sergilenmeye devam eden söz konusu ahşap eşyaların, “tarihi eser” olduğu ve “saklandığı” ihbarını yapan kişi olarak Mehmet Tatlıcı’nın adı geçmektedir.

Kimdir bu Mehmet Tatlıcı?
Mehmet Tatlıcı, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın teyzesinin kızıyla yaptığı ilk evlilikten dünyaya gelen üç oğlundan biridir.

Merhum babasının kendisine bırakmış olduğu ve milyonlarca dolar ettiği söylenen miras payını beğenmeyip daha fazlasını elde etme adına daha babasının toprağı bile kurumadan mahkemelere koşarak vasiyetnamenin iptali ve miras tespit davaları açmış hayırlı bir evlattır Mehmet Tatlıcı… (Bkz.“Vefat Günü Sabaha Karşı 04:29’da Bankaya Gönderilen Faks” haberi)

Yine aynı isim: Kamuoyunun malumu Mehmet Tatlıcı
Mehmet Tatlıcı, kendi açtığı bu davalarla milyar dolarlar eden bir miras davasının tarafıdır. Dava sürecinde karşısına aldığı taraf ise, merhum babasına hastalığında ve sağlığında tam 43 yıl hayat arkadaşı olan merhumun ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen oğulları Uğur Tatlıcı’dır.

Mehmet Tatlıcı hakkında iftira suçundan 16 yıl hapis istemli dava açıldı
Mehmet Tatlıcı devam eden bu davaların yanında, merhum babasının ikinci eşi ile baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı hakkında hepsi de takipsizlik ve ret kararlarıyla sonuçlanmış tam 11 suç duyurusu ve şikayette bulunmuştur. Haksız, hukuksuz ve mesnetsiz bu iddialar yüzünden Mehmet Tatlıcı hakkında iftira suçundan açılmış 16 yıl hapis istemli bir ceza davası da vardır ve bu ceza davası devam etmektedir.

Ama bütün bunlar Mehmet Tatlıcı’yı bu haksız ve mesnetsiz ithamlardan vazgeçirmiyor, aksine, aynı “tutarlılıkla” baba bir kardeşini hedef alan asılsız iddialarla yeni suç duyuruları yapması için adeta besliyor…

Kadrodaki ERCAN ÖZTÜRK Basın Konseyi tarafından kınanmıştı
İşte bu Mehmet Tatlıcı, yine başka bir asılsız iddialar dizisiyle, merhum babasının geride bıraktığı aile fertleri aleyhine açılmış olan son bir davanın tarafı olarak tekrar sahne almıştır.

Bu dava halen devam etmektedir ve karar aşamasındadır. Her duruşma öncesi olduğu gibi yine duruşmadan iki gün önce, farklı gazetelerde yer alan aynı “haber” içeriği, aynı söylem ve aynı fotoğraflarla, davanın diğer tarafı sistemli bir şekilde itibarsızlaştırılmaya ve küçük düşürülmeye çalışılmaktadır.

Bu haberlerin altında imzası olan “gazetecilerden” biri ise, hiç de sürpriz bir isim olmamaktadır:Yaptığı asılsız haberlerle, Basın Konseyi tarafından basın meslek ilkelerini ihlal ettiği açıkça tescillenmiş olan ERCAN ÖZTÜRK…

Mehmet Tatlıcı oyununu işte böyle oynuyor… 
Bu oyunu bu şekilde oynayanlar ve bu miras oyununa alet olanlar, akılları sıra dava sürecini Nurten ve Uğur Tatlıcı hakkında yazdıkları bir örnek haberleriyle oluşturmaya çalıştıkları “karşı algı” sayesinde etkileyecekler…

Bütün bunlarla varılmak istenen sonuç, bir yandan da değerli hakimlerimizi ve savcılarımızı etkilemekse, bu esasen ülkemizin dürüst hukuk insanlarını ve kamu görevlilerini hafife almak demektir. Hukuk sistemimizin karar mekanizmalarında tüm dürüstlükleri ile adaletin gereğini yerine getirmeye çalışan hakimlerimizi ve savcılarımızı bu şekilde etkilemeye çalışacaklarını sananlar, adaletin tecellisini asla engelleyemeyeceklerdir.

Kendilerine “gazeteci” sıfatını uygun görenler de, neye alet olduklarını ve kamuoyunda nasıl anıldıklarını umarız bir gün anlarlar.

Bu gazeteciler, haberlerine konu aldıkları Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya bir defa bile “hakkınızda bu haberler yapılıyor, görüşünüz nedir” diye sormaya tenezzül bile etmediler ve gerçeklerden uzak bir şekilde Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı tek taraflı bir algı oluşturmaya çalıştılar.

14 Nisan 2014 tarihli bir örnek haberlerle ne yapılmak isteniyor?
Haberlerde aynı konu, birbirine benzer ifadelerle özellikle Uğur Tatlıcı aleyhine bir algı oluşturacak şekilde ince ince işleniyor…

Hemen hepsinde ortak nokta da, İstanbul’daki bir antikacıdan 1997 yılında satın alınarak, Antalya’daki bu otele getirilmiş ve Antalya Müzesi’ne taşınabilir kültür varlığı olarak tescil ettirilmiş olan bu ahşap eşyaların, “tarihi eser” olduğunu söylemeleri ve bu yüzden de sanki Kültür ve Turizm Bakanlığı korumasında olması gereken bu “eserlerin” saklanmaya çalışıldığı izlenimi yaratmaya çalışmaları…

Örneğin Ercan Öztürk’ün yazdığı benzer içerikli haberler kendi imzasıyla hem Akşam, hem de Güneş gazetelerinde yayınlanmış.

Ercan Öztürk bu haberlerinde de, daha önce hakkında verilmiş olan Basın Konseyi Genel Sekreterliğinin KINAMA ve Basın Konseyi Yüksek Kurulunun UYARILMA kararlarına esas teşkil eden basın meslek ilkelerini ihlal eden “habercilik” anlayışını sürdürmektedir:

Ercan Öztürk, örneğin 14 Nisan 2014 tarihli Güneş Gazetesi’ndeki yer alan “Tatlıcılar’a acı haber” başlıklı haberinin anonsunda, “Tatlıcı Ailesi’nin Antalya’daki otellerinde sakladığı Osmanlı dönemine ait eserler Kültür Bakanlığı’na devrediliyor” demektedir.

Saklanan ve el konulan bir tarihi eser yok, bilhassa turistlerin görmesi istenildiği için her şey yıllardan beri aynı yerinde duruyor
Her şeyden önce Antalya’daki otelde “saklanan” hiçbir şey yoktur. Ercan Öztürk bu haber söylemiyle, otelin sahibi olarak belirttiği Uğur Tatlıcı’nın sanki Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan aslında orada bulunmaması gereken bir şeyler sakladığı izlenimi yaratmaya çalışmaktadır. Ayrıca söz konusu ahşap eşyalar, tarihi eser değildir ve hepsinin de taşınabilir kültür varlığı olarak Antalya Müzesi’ne sahibi Nurten Tatlıcı tarafından bizzat tescil ettirilip kayıt altına alınmaları sağlanmıştır. Bu tescil belgeleri haberimizin ekinde okurlarımızın bilgisine sunulmuştur.

Ercan Öztürk aynı haberin devamında, “Uğur Tatlıcı’ya ait Antalya Belekteki Tat Beach Otele baskın düzenleyen Kültür Varlıklarını Koruma Ekipleri, oteldeki bir odada tutulan Osmanlı dönemine ait tarihi eserlere el koydu” demektedir.

Ercan Öztürk, burada yine gerçekleri söylemiyor. Çünkü söz konusu Otel’e kimse baskın yapmadı ve bir odada tutulduğunu ve Osmanlı dönemine ait tarihi eser olduğunu söylediği ahşap eşyalara da kimse el koymadı. Hiç bir şey kimseden saklanmıyor, her şey yerli yerinde ve aynen rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın bıraktığı şekilde muhafaza ediliyor. Yılda binlerce turist bu odanın önünden gelip geçiyor, odayı inceliyor.

Ercan Öztürk, Meslek İlkelerini ihlal ettiği Basın Konseyi tarafından tescillenmiş birgazetecidir
Ercan Öztürk bir yıl önce de Akşam Gazetesi’nde yine aynı konuda, Otel’de çalıntı tarihi eserlerin saklandığını söyleyerek bir “haber” yazmıştı. Yazdıkları gerçeklerden uzak olmanın yanında, gazetecilik etiği ve ilkelerinin de açık bir ihlaliydi. Bu yüzden kendisi Basın Konseyi’ne şikayet edilmiş ve Basın Konseyi de Ercan Öztürk hakkında Basın Meslek İlkeleri’nin 4, 6 ve 9. Maddelerini ihlal ettiğine karar vermişti. Basın Konseyi yine aynı gerekçelerle, haberin yer aldığı Akşam Gazetesi’ni de uyarmıştı.

http://www.basinkonseyi.org.tr/basin-konseyi-kararlari/basin-konseyi-aksam-gazetesi-ve-aksam-gazetesi-muhabiri-ercan-ozturkun-uyarilmalarina-karar-verdi

(Bkz. “Basın Konseyi Sekreterliği’nden Ercan Öztürk’e KINAMA kararı” haberi)

ERCAN ÖZTÜRK, hakkında Basın Konseyinin verdiği bu kararla basın meslek ilkelerini açıkça ihlal ettiği tescillenmiş bir gazetecidir artık.

Bu yüzden Ercan Öztürk aleyhine, haberine konu ettiği insanların kişilik haklarına saldırı nedeniyle açılmış ve devam etmekte olan tazminat davası da vardır ve görülen odur ki, Ercan Öztürk artık basın meslek ilkelerini ihlal ettiği tescillenmiş bu gazeteciliği ile, daha nice kişilik haklarına saldırı davasının da davalı tarafı” olmaya devam edecektir.

Peki, bu taşınabilir kültür varlıkları ne olacak?
Burada netleştirilmesi gereken önemli bir husus da, yukarıda ayrıntılarıyla açıkladığımız gibi, aslında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir kuruluş olan Antalya Müzesi tarafından tescillenerek kayıt altına alınmış olan ve Antalya’da bir otelin girişindeki ahşap eşyalardan oluşan bu sergi alanının, senelerdir aynı yerinde, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın anısına duyulan saygının bir sonucu olarak eşi Nurten Tatlıcı ve oğlu Uğur Tatlıcı tarafından aynen onun bıraktığı şekilde muhafaza edilmesidir.

İşte tam da bu noktada devreye Mehmet Tatlıcı girmekte ve Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde daha önce defalarca yaptığı gibi yeni bir asılsız ihbarda bulunmaktadır. Bu durum mahkemeye yansımakta ve doğal olarak bilirkişiler ve Antalya Müzesi yetkileri de Otel’e gelerek incelemelerde bulunmaktadır. Kendilerinden hiçbir şey saklanmamaktadır. Kaldı ki 30m2 büyüklüğündeki bu odanın saklanması mümkün de değildir. Bahsi geçen yetkililer, Otel yönetiminin bilgisi dahilinde normal incelemelerini yapmaktadırlar.

Bir bardak suda fırtına koparılmaya çalışılıyor
Bu ahşap eşyalardan oluşan taşınabilir kültür varlıklarının nerede ve nasıl saklanacağının kararı henüz verilmemiştir, çünkü konu artık Danıştay aşamasındadır. Bu eşyaların İstanbul’daki bir antika eşya satıcısından faturasıyla alındığı ve sahibi olan Nurten Tatlıcı tarafından bizzat Antalya Müzesi’ne tescil ettirilerek resmi bir şekilde kayıt altına alınmasının sağlandığı gerçeği de unutulmamalıdır.

Mahkeme, Danıştay ve/veya Kültür ve Turizm Bakanlığı, neyin, nerede ve nasıl saklanacağına dair kararı verdiği zaman, bu eşyalar istenilen şekilde istenen yere de taşınabilir. Bu da kimse için bir sorun olmaz. Uğur ve Nurten Tatlıcı bu ahşap eşyalardan oluşan sergiyi sadece ve sadece rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın anısına bir saygı olarak muhafaza etmek istemektedirler. Her şey senelerdir onun bıraktığı yerdedir, kimseden bir şey saklanmamaktadır.

Bunu Mehmet Tatlıcı’nın yukarıda anlattığımız oyunlarının bir parçası olarak, çamur at izi kalsın mantığıyla, adeta bir bardak suda fırtına koparacak şekilde maksatlı haberle medyaya taşımak, esas dikkat edilmesi gereken noktadır.

Çünkü burada oluşturulmaya çalışılan ters algı ve karakter suikastıyla, devam etmekte olan farklı dava süreçleri açıkça etkilenmeye çalışılmaktadır.

Mehmet Tatlıcı’nın bu oyunlarına dikkat!
Burada yine, Mehmet Tatlıcı’nın aslında bugün sahip olduğu her şeyi borçlu olduğu merhum babası Mehmet Salih Tatlıcı’dan geri kalan her şeye olduğu gibi, merhum işadamının hala yasını tutan 43 yıllık hayat arkadaşı Nurten Tatlıcı ile baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’ya karşı sürdürdüğü bu akıl almaz oyunları da anlamak ve görmek gerekmektedir.

Burada gerçekten çok önemli bir trajedi vardır. Mehmet Tatlıcı vefat etmiş kendi öz babasıolan merhum Mehmet Salih Tatlıcı’yı bile İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, Kaçakçılık Bürosuna bizzat şikayet etmiş bir insandır. Doğal olarak, savcılık makamı bu saçma sapan iddialardan dolayı soruşturmayı yapmaya gerek bile duymamıştır. (Bkz. “Oğul Müşteki, Merhum Baba Şüpheli” haberi)

Tatlıcı Gerçekleri haber sitesinde yer alan haberlerin yanında, Mehmet Tatlıcı için İnternet’te yapılacak basit bir araştırma bile onun bütün bu ibretlik oyunlarını nasıl oynadığını anlamaya yetecektir.

Merhum babasının vefat ettiği 22 Şubat 2009’dan beri asılsız ve mesnetsiz iddialarla baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’yı ve hala her yeni güne kaybettiği eşi rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın kabrini ziyaret ederek başlayan Nurten Tatlıcı’yı hedef alan suçlamaları artık son bulmalıdır.

25 yıllık eşinin bikinili fotoğraflarını bile mahkemeye sundu
Kendi 25 yıllık eşini ve 2 çocuğunun annesini bile eve yerleştirdiği gizli mikrofonla dinletip sonra da boşanma davası açan, boşanma sürecinde mahkemeyi etkilemek adına mahkemeye (ve daha sonra da bir şekilde yine medyaya servis edilmiş olan), eşinin ve ailesinin bikiniyle çekilmişfotoğraflarını sunabilen Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu yaptıklarını anlamak akıl ve vicdan sahibi bir insan için gerçekten güçtür.

Nereden gelmektedir bu önüne çıkan her şeyi ve herkesi yok etmeye yönelik kin ve nefret? Bu ruh halinin bilimsel bir açıklaması var mıdır?

Şimdi ise kendi halinde bir ev kadını olarak 43 yıllık hayat arkadaşı merhum Mehmet Salih Tatlıcı’nın yasını 5 yıldır tutmaya devam eden Nurten Tatlıcı ile, rahmetli babasının adını ve saygınlığını yaptığı bağışlarla yaşatmaya çalışan ve yine kendi halinde mütevazı bir yaşam süren Uğur Tatlıcı’yı, İstanbul 38. Asliye Ceza Mahkemesi’nde karara bağlanacak bir davada, aslı astarı olmayan iddialarla mahkum ettirmeye ve medyada çıkartılan bu maksatlı “haberlerle” de itibarsızlaştırmaya çalışmak neyin nesidir, insanlık ve insan ahlakı adına bunu anlamak ve anlamlandırmak gerçekten zordur.

Bütün bunlar birer ibret belgesi olarak tarihte yerini alacaktır
Yukarıda anlattıklarımız yaşanarak görülmüş ve kanıtları olan gerçeklere dayanmaktadır. Bunlar tarihe bu şekilde geçecek, bunları yapanları da tarih teşhir edecektir.

Bugün sahip oldukları her şeyi, babalarının hayattayken kendilerine verdikleri ve vefatından sonra bıraktıkları sayesinde elde edenler, bütün bunları borçlu oldukları babalarının anısına, onun vasiyetine ve geride bıraktığı 43 yıllık eşine ve küçük oğluna yaptıkları bu saygısızlığın, aslında kendi çocuklarına ve geleceğe bıraktıkları kötü bir “miras” olduğunun farkında bile değiller.

Unutulmamalıdır ki bizler Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı yalnız bırakmayacağız. Onlar bize Salih Tatlıcı’nın emanetidir. Gerçekleri her defasında sizlere aktaracağız.

Haber Kaynağı: Tatlıcı Gerçekleri
Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top