Kamuoyuna ve Sipariş Gazetecilerine Duyurulur

kamuoyuna_ve_siparis_gazetecilerine_duyurulur_h296.jpg

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın oğlu Uğur Tatlıcı, son zamanlarda basında yer alan taraflı haberler hakkında bir Kamuoyu Duyurusu yayınladı…

KAMUOYUNA VE SİPARİŞ GAZETECİLERİNE DUYURULUR…

Medya Etiği Nedir?
“Medya etiği”ni, en yalın biçimi ile gazetecilerin mesleklerini icra ederken uymak zorunda oldukları kurallar ve ilkeler bütünü olarak tanımlayabiliriz. Bu etik ilkeler hangi eylemlerin iyi olduğunu, hangi uygulamalardan kaçınmak gerektiğini belirterek gazetecilere yol gösterir. Bu bağlamda gazeteciler şeref ve haysiyetin korunması, kamu yararı olmadıkça özel hayatın gizliliklerine girilmemesi, din istismarı, ırkçılık, bölücülük, yıkıcılık, inanç ve vicdan hürriyetine saldırı, iftira, insan fazilet hayatını hiçe sayan yayınların yapılmasına ön ayak olmamalıdırlar. Ancak medyada bunun tam tersi bir “habercilik” anlayışına da üzülerek tanık olmaktayız.
Basın Konseyi tarafından kabul edilen Basın Meslek İlkelerinin beşinci maddesi özel yaşamı konu almaktadır: “Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında yayın konusu olamaz.” Görüldüğü gibi, Basın Konseyi kamuya mal olmuş ünlü kişilerle sıradan insanlar arasında bir ayrım yapmamakta, sadece habere konu olan olayda kamu çıkarı olup olmadığına bakmaktadır. Bu ilkedeki tek sorun, kamu çıkarının nasıl tanımlanacağıdır. Çünkü özel yaşama müdahaleyi içeren hemen her “haberde” bazı gazeteciler, medya etiğine ters düşen bu tür “habercilik” örneklerini savunurken, her nedense “kamu çıkarından” söz edebilmektedirler.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından kabul edilen basın meslek ilkelerinin 23. maddesi şöyle demektedir: “Kişilerin özel hayatlarını gizli tutma hakkına saygı gösterilmelidir. Devlet ile ilgili işlerde görevli insanlar, devlet işlerini etkilemediği sürece özel hayatlarını gizli tutma hakkına sahiptirler. Bu gibi işlerde görevli insanlar sırf bu yüzden özel hayatlarını gizli tutma hakkından mahrum kalamazlar.” Bu madde ile Konsey, kamuya mal olmuş kişilerin bile özel yaşam hakkıma saygıdan söz etmektedir.
Ayrıca yine haberlerde kişileri eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan ifadelere yer verilmemesi basında ahlakın en temel unsurudur. Bu konuda da Basın Konseyi (madde 4): “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.” der.
İngiltere Basın Şikayet Komisyonu ise (madde 1): “Gazete ve dergiler gerçeğe aykırı, yanıltıcı ya da çarpıtılmış haber yayımlamama konusuna özen göstermelidirler” maddesi ile bu konunun ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmektedir.
ABD Profesyonel Gazeteciler Derneği: “Haber medyası, suçlanana cevap hakkı vermeksizin, kişinin onurunu ya da ahlaki karakterini hedef alan dayanaksız suçlamalara yer vermemelidir” maddesi ile haberin doğruluğu ve söyleminin sınırlarının önemi vurgular.
İyi Ahlaka Sahip Olmak Nereden Başlar?
Bütün bunların da ötesinde, çocukluk yıllarımızdan beri ailelerimizden, ilkokuldaki öğretmenlerimizden hep şunu öğrendik: “Sana yapılmasını istemediğini, başkasına yapma!” Bu ifade iyi ahlaka sahip olmanın da temel ilkesiydi aslında. Medya etiğine aykırı habercilik yapan gazetecinin de bir insan olduğunu düşünürsek, bir insan hiç tanımadığı bir insan hakkında nasıl olur da ahlaka, insani değerlere aykırı düşen bir söylem kullanarak, ülkemizin vatandaşı bir insanı kamuoyu nezdinde ötekileştirmeye, küçük düşürmeye yönelik bir anlayışla bir yazıyı kaleme alıp, gazetede “haber” diye yayımlayabilir?
Peki neden tüm bu hatırlatmaları yapma gereği duyduk?
Her şeyden önce, burada gazetecilere gazeteciliği öğretecek değiliz. Yine burada meslek ilkelerine ve medya etiğine uygun habercilik yapan gazetecilere duyduğumuz saygıyı bir kez daha belirtmek isteriz.
Takvim Gazetesi’nin 28 Mart 2013 tarihli “Tatlı Eş” başlıklı haberi bütün bu hatırlatmalarımızın en önemli sebeplerinden birisidir. Gerek haberde kullanılan söylem, gerekse haberin veriliş biçimi yanında merhum babam Mehmet Salih Tatlıcı’nın eşi annem Nurten Tatlıcı’ya karşı bilerek doğrudan küçük düşürücü ifadelere yer verilmesi, aklımıza bu haberin “sipariş haberciliği” mantığı ile yapıldığını getirmektedir.
Psikolojik Manipülasyon
Öncelikle başlık olarak tercih edilen tamlama neye ve hangi gerçekliğe uygun olarak atılmıştır? “TATLI EŞ” başlığı ile kullanılmak istenen metafor acaba basın ahlakına uygun mudur? Annem Nurten Tatlıcı’yı tanımadan, konu ile ilgili kendisine zahmet edip tek bir soru dahi sorma gereği duyulmadan yapılan bu tek taraflı haber kamuoyunu manipüle etmekten başka hiçbir amaç gütmemektedir. Ancak her ne olursa olsun, sipariş haberciliği ile gerçekleri değiştirmek hiçbir zaman mümkün olmamıştır. Kamuoyu gözünde annemi ve beni küçük düşürme, ötekileştirme çabaları, anlaşılan o ki, basın etiğinin de, insan ahlakının da önüne geçmiş durumdadır.
Haberde yer alan “Kasiyer Marika’nın Zaferi”, “İşte o Miras”, “Tatlı Miras” gibi ifadelerle kamuoyu nazarında annem Nurten Tatlıcı ve beni küçük düşürme, itibarsızlaştırma ve ötekileştirme amacı güdüldüğü apaçık ortadadır.
Oysa bu haberi yapan Takvim Gazetesi zahmet edip anneme veya bana yaşanan gerçekliğin ne olduğunu sormak isteseydi, tarafsız ve kamuoyunu psikolojik manipülasyona sevk etmeyen bir habere imza atabilirdi.
Peki gerçek ne?
Rahmetli babam Mehmet Salih Tatlıcı henüz 9 yaşında iken, babası Şeyhmus Tatlıcı’nın daha fazla yorulmaması için çok sevdiği okulunu bırakıp Diyarbakır’daki Tatlıcı dükkanında çalışmaya başlamış ve bir süre sonra dükkanı tamamen çekip çeviren kişi haline gelmiştir. 16 yaşına geldiğinde, annesi Sultan Tatlıcı tarafından kendinden yaşça büyük kuzeni Bedriye ile evlendirilmiştir. Bu evliliğin sebebi ise, Mehmet Salih Tatlıcı’nın çalışkanlığı ve azmi ile gelecekte çok daha büyük kazançlara imza atacağının annesi Sultan Tatlıcı tarafından hissedilmesi ve böylece ileride edinilecek servetin bir yabancıya gitmesinin önünün kesilmesiydi.
Rahmetli babam hiçbir zaman Bedriye Hanım’ı bir eş olarak görememiş ve ona evlendikten sonra dahi yıllar boyu hep “Abla” diye hitap etmiştir. Bu zorunlu akraba evliliğinin en dramatik yanı ise engelli veya ölü doğan çocuklar olmuştur. Bu evlilikten olma Ahmet Tatlıcı ve rahmetli Ali Tatlı da, yaşları ilerledikçe hayatlarını görme engelli olarak yaşamak zorunda kalmışlardır.
Gelelim Haberdeki “Kasiyer Marika” Söylemine… 
Mehmet Salih Tatlıcı, 1967 yılında Karaköy’de Tatlıcı ismini verdiği bir pastaneyi aldığı borçlarla açmıştır. Marika’yı o tarihte bizzat işe alan Mehmet Salih Tatlıcı olmuştur. Evet, Marika adalı bir Rum kızıdır. 16 yaşındadır. Babamın ise o tarihte henüz bir serveti yoktur. Bu oldukça önemli bir husustur çünkü haberde servet avcısı gibi gösterilen Marika, babam Mehmet Salih Tatlıcı’yı tanıdığında ortada herhangi bir servet yoktur. Var olan tek şey çıkarsız, hesapsız, katıksız bir sevgi ve saygıdır.
Henüz sadece 16 yaşındayken annesinin zoru ile teyze kızı Bedriye ablası ile evlendirilen rahmetli babam, haberde küçültücü ifadelerle sözü edilen anneme 1968 yılında aşık olmuştur. Henüz 17 yaşında olan Marika’nın ailesi ise bu aşka karşı gelmiş, Marika babama olan büyük sevgisi nedeniyle ailesini bile karşısına almıştır.
Marika için bu fedakarlık sadece başlangıçtır. Rahmetli babamın ve benim olası bir ötekileştirme girişiminin hedefi haline gelmemizi önlemek için, kendi arzusu ile ismini ve dinini daha o zamandan değiştirmiş ve Müslüman olmuştur. Bunu ancak gerçekten seven bir kadın yapar.
Ancak ne var ki, bu kötü niyetli ötekileştirme kampanyaları rahmetli babamın vefatı fırsat bilinerek başlatılmış ve halen de devam etmektedir.
Mehmet Salih Tatlıcı Daima Ailesine Maddi ve Manevi Açıdan Destek Olmuştur
Mehmet Salih Tatlıcı, oğullarının okulları bitene kadar Bedriye Hanım’dan boşanmayacağına dair söz vermiş ve 1968 yılından sonra da Bedriye Hanım’la tüm ilişkisini koparıp Harbiye’de küçük bir dairede Marika ile beraber yaşamaya başlamıştır. Rahmetli babam ölümüne kadar geçen 43 yılda kuzeni ve eşi Bedriye Hanım ile asla bir araya gelmemiştir.
Rahmetli babam Mehmet Salih Tatlıcı yine bu süreç içerisinde Ali, Ahmet ve Mehmet isimli oğullarını hiçbir zaman ihmal etmemiş, tüm eğitimleri ve sorunları ile yakından alakadar olmuştur. Evlilikleri, boşanmaları gibi manevi durumlarda da daima üç oğlunun arkasında yer almıştır.
Babalarını Ölümle Tehdit Ettiler
Bunca yıl çocuklarının okullarını bitirmeleri ve hayata atılıp kendi ailelerini kurmalarını bekleyen, onlara her zaman destek olup kollayan ve ayrı yaşadığı eşinin her türlü maddi ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayan rahmetli babam, 1988 yılında rahmetli Turgut Özal’ın başbakanlık döneminde çıkarılan bir Medeni Kanun hükmünün de yardımıyla artık boşanmaya karar vermiştir. Babamın bu kanun değişikliği kapsamında boşanmak için mahkemeye başvurmasıyla birlikte işler bir anda tersine dönmüş, oğlu Ali ve Ahmet merhum babam Mehmet Salih Tatlıcı’nın ofisini basmış ve onu ölümle tehdit etmişlerdir. Bununla da yetinmeyip, aynı günün akşamı babalarının bu sefer evini basmış, ona hakaretler yağdırmış, annemi de ölümle tehdit etmiş ve boğazına yapışmışlardır.
Rahmetli babam işte o akşam oğullarını yaptıkları bu vahim yanlıştan dolayı kalbinden silmiştir.
Çünkü bir baba, yıllarca her türlü maddi ve manevi desteğini esirgemediği oğulları tarafından sırf servet kaygısı nedeniyle hakarete uğramış ve ölümle tehdit edilmiştir.
O zamana kadar, tam 20 yıl boyunca yemeğini yedikleri, evlerinde kaldıkları, her yere beraber gittikleri ve onlara karşılıksız sevgi ve ilgi gösteren annem ne olmuştu da bir anda düşmanları haline gelmişti?
İşte bu olaylar üstüne babam, vefatından sonra varlığını öğrendiğimiz bir vasiyetname düzenlemiş ve oğulları Ahmet ve Ali’yi mirasından ıskat (mahrum) etmiş, ancak Ali ve Ahmet’in çocuklarının mirasından faydalanmasını uygun görmüştü.
Her şey aynen bu şekilde olmuş ve yaşanmıştır.
Şimdi burada, 43 yıllık beraberlikleri boyunca her an merhum babamın yanında yer alan ve babamı tanıdığı zaman ortada borçla açılan bir pastane dışında hiçbir mal varlığı olmamasına rağmen onu karşılıksız ve çıkarsız seven Rum kökenli annem mi? Yoksa henüz 16 yaşındayken “abla” diye hitap ettiği kuzeni ile evlendirilmeye zorlanan rahmetli babamdan ömür boyu doğrudan ve dolaylı olarak her türlü maddi desteği alıp da rahmetli babama karşı bütün bunları yapanlar ve yaptıranlar mı servet peşinde koşanlardır?
Ben, rahmetli babamı çıkarsız seven ve O’nun kaybından beri geçen 4 yılı aşkın zamandır, her yeni güne kaybettiği eşini mezarında ziyaret ederek başlayan, ancak üzüntüsü katlanarak artan annem ve kendi adıma tüm kamuoyundan istirham ediyorum:
SİPARİŞ HABERCİLİĞİ VE MANİPÜLE HABERLERLE RAHMETLİ BABAM MEHMET SALİH TATLICI’NIN KEMİKLERİNİ SIZLATMAK İSTEYENLERE LÜTFEN ALET OLMAYIN…
Sadece tarih ve tarihin bize bıraktığı belgeler tüm gerçekleri söyler.
Bugünden sonra bu tür mesnetsiz haberlerle rahmetli babam Mehmet Salih Tatlıcı’nın itibarını zedeleyecek ya da bizi küçük düşürecek haberlere karşı hukuki sürece başvuracağımızı ve sonuna kadar takipçisi olacağımızı tüm kamuoyuna ve sipariş habercilerine saygıyla duyururuz.
Haber Kaynağı: Tatlıcı Gerçekleri
Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top