Masum İnsanlar Nasıl İtibarsızlaştırılır?

masum-insanlar-nasil-itibarsizlasir.jpg

MEHMET TATLICI’nın, rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı öncesinden başlayarak planladığı ve uygulamaya koyduğu normal bir insan aklı ve vicdanının kabul edemeyeceği ibret dolu nafile “mücadelesini” ayrıntılarıyla değerlendirdiğimiz yazı dizimize devam ediyoruz.

Yazı dizimizin bu bölümünde ise, Mehmet Tatlıcı’nın rahmetli babasından kalan her şeye olduğu gibi, baba bir kardeşi ve babasının ikinci eşine karşı sürdürdüğü kin ve nefret dolu mücadelesinin ikinci kulvarı üzerinde duracağız.

Bu kulvarda, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı itibarsızlaştırma adına attığı ibretlik adımların parçası olan, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla yaptığı suç duyuruları dizisi ve bunlarla neleri amaçladığını değerlendireceğiz.

 

BUNDAN ÖNCEKİ BÖLÜMLERDE NELER AÇIKLANMIŞTI?

Yazı dizimizin daha önceki giriş ve birinci bölümlerinde, Mehmet Tatlıcı’nın baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı ile babasının hastalığında ve sağlığında tam 43 yıl hayata arkadaşı olan ikinci eşi Nurten Tatlıcı’ya karşı, hangi amaçla bu kin ve nefret dolu mücadelesini başlattığı ve bunu nasıl sürdürdüğü miras davaları boyutuyla açıklanmıştı (Bkz. “Mehmet Tatlıcı, Uğur ve Nurten Tatlıcı’dan Ne İstiyor?” ve “Güvendiği Dağlara Kar Yağdı” haberleri).

Mehmet Tatlıcı kin ve nefret dolu mücadelesinin hedefine koyduğu masum insanları, bu sefer de itibarsızlaştırma adına neler yapmaktadır, şimdi bunları değerlendirelim:

İKİNCİ KULVAR: UĞUR ve NURTEN TATLICI’YI İTİBARSIZLAŞTIRMA KAMPANYASI

Mehmet Tatlıcı, yazı dizimizin giriş ve birinci bölümünde açıkladığımız miras davaları sürecinde attığı adımları desteklemek amacıyla, baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı ile merhum babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı’ya karşı insan aklı ve vicdanının alamayacağı bir itibarsızlaştırma kampanyası da başlattı.

Bunu da kendi içinde iki ayrı plan dahilinde yürüttü:

Birincisi, merhum babasının sanat eseri ve tablolardan oluşan koleksiyonunun tarihi eser niteliği taşıdığı ve bunların Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından resmi mercilerden saklandığı, hatta yurt dışına kaçırıldığı iddiasıyla yapılan asılsız, mesnetsiz ve hukuksuz suç duyuruları dizisi…

İkincisi ise, bu tarihi eser niteliği taşıdığını iddia ettiği tabloların saklanması yönünde bir güvenlik şirketi çalışanlarının tehdit ve darp edildiği iddialarıyla yine savcılıklara ve mahkemelere yapılan asılsız ve mesnetsiz suç duyuruları…

Mehmet Tatlıcı, bu haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla yaptığı suç duyurularıyla, ülkemizin savcıları ve hakimlerini gereksiz yere senelerce meşgul etmiş, ancak bütün bunlardan da, tıpkı daha önceki bölümlerde açıkladığımız miras davalarında olduğu gibi, hedeflediği hiçbir sonuca ulaşamamıştır.

Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı itibarsızlaştırma adına attığı bu adımların bir başka dikkat çeken yönü de, bunların medyada yer alan bazı “haberlerle” enteresan bir şekilde “kesişmesi” oluyordu…

MEHMET TATLICI’DAN, RAHMETLİ İŞADAMININ YASINI TUTMAYA DEVAM EDEN AİLESİNE KARŞI YAPILAN HAKSIZ, HUKUKSUZ VE MESNETSİZ SUÇLAMALAR

Kendi halinde mütevazı bir hayat süren ve merhum eşinin yasını tutmaya devam eden 64 yaşındaki hayırsever bir insan olan Nurten Tatlıcı ile saygın bir işadamı olan baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’ya karşı yaptığı suç duyurularında, bakın hangi haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarda bulunmaktadır MEHMET TATLICI:

•      Tarihi eserleri çalmak, gizlemek ve yurt dışına kaçırmak,

•      Tehdit, darp, hakaret, adam dövdürmek,

•      Hürriyeti tahdit,

•      Tat Towers iş kulelerinden elektrik kablolarını çalmak,

•      Marka hakkına tecavüz…

12 ayrı suç duyurusunda işte bütün bu akıl almaz iddiaları öne sürmüştü Mehmet Tatlıcı…

MEHMET TATLICI’NIN AKIL ALMAZ İDDİALARLA KIRDIĞI SUÇ DUYURUSU REKORU

Ülkemizin hakim ve savcıları ise, Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarını gerekli hukuki incelemeler yapıldıktan sonra ya reddetmiş ya da kovuşturmaya gerek görmeyerek takipsizlikle sonuçlandırmıştır (Bkz. “Mehmet Tatlıcı Düzineyi Tamamladı” haberi).

Daha sonra bunlara bir tane daha eklendi ve Mehmet Tatlıcı böylelikle, düzineyi tamamladıktan sonra, artı bir ile rekorunu 13 asılsız suç duyurusuna taşımış ve kendi rekorunu aşmış oldu…

HER SEFERİNDE ADALETİN DUVARINA ÇARPTI, AMA “YILMADI”. HALEN ÇARPMAYA DEVAM EDİYOR…

Bunlar, normal bir insan aklını ve vicdanını zorlayan iddialar içermekte olduğu  ve masum insanları bunlarla suçlayarak mahkum ettirme amacı taşıdığı için, hepsi de ülkemizin savcıları ve hakimleri tarafından ya reddedilmiş ya da takipsizlikle sonuçlandırılmıştır.

Ancak, öyle görünüyor ki, Mehmet Tatlıcı merhum babasının geride bıraktıklarına ve ailesine karşı içinde beslemeye devam ettiği bu akıl almaz ve anlamsız kin ve nefretten dolayı, tümü de ülkemizdeki hukuk sisteminin duvarlarına çarpan bunca suç duyurusuna rağmen asla vazgeçmemiştir. Mehmet Tatlıcı aynı hızla, nefretle ve kararlılıkla çarpacak yeni duvarlar peşinde koşturmaya devam etmektedir.

MEHMET TATLICI’NIN BİR DİĞER HEDEFİ: UĞUR ve NURTEN TATLICI’YI TARİHİ ESER KAÇAKÇISI GİBİ GÖSTEREBİLMEK…

Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde, miras davaları dışında sürdürdüğü planlı ve maksatlı çabalar içerisinde yer alan ve kin ve nefret dolu mücadelesinin ikinci kulvarını oluşturan davalar, suç duyuruları dizisindeki birinci temel amaç, Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı tarihi eser kaçakçısı gibi gösterme ve mahkum ettirme amacını taşımaktadır…

NE YAPMAKTADIR BU YÖNDE MEHMET TATLICI?

Mehmet Tatlıcı’nın bu yönde attığı adımların temelinde, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın tablolar ve sanat eserlerinden oluşturan değerli  koleksiyonu yer almaktadır.

MEHMET SALİH TATLICI KOLEKSİYONU ve MEHMET TATLICI’NIN “HESAPLARI”

Rahmetli işadamı sanatsal değer taşıyan tablolara ve objelere meraklı bir insandı ve bu merakını zaman içinde büyük bir koleksiyona dönüştürmüştü.

Merhumun kendisinden yaşça büyük teyzesinin kızıyla yaptığı ilk evliliğinden dünyaya gelen üç oğlundan biri olan Mehmet Tatlıcı da, bu yazı dizisi içinde ve Tatlıcı Gerçekleri haber sitesinde yer alan bir çok haberde açıklandığı gibi rahmetli babasının kendisine bıraktığı söylenen milyonlarca dolarlık miras payını az bularak vasiyetin iptali ve miras tespit davaları açmıştı.

Ancak Mehmet Tatlıcı miras davaları süreci ile birinci kulvarda bu adımları atarken, ayrıca ikinci bir kulvar açarak (yaşamını adeta kendilerinden büyük bir kin ve nefretle intikam almaya adadığı) Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı sürdürmek istediği davalarda, rahmetli babasından kalan bu eşsiz koleksiyon üzerinden de ilerlemeyi planlamıştı.

MEHMET TATLICI, MERHUM BABASI TOPRAĞA VERİLDİKTEN SADECE 8 GÜN SONRA TEREKE TESPİT DAVASI AÇTI…

Mehmet Tatlıcı, 22 Şubat 2009’da vefat eden rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın 24 Şubat 2009 tarihinde toprağa verilişinin daha 8. Günü olan 4 Mart 2009 tarihinde, “çok sevdiği” babasının terekesine “zarar verebilecekleri ve mal kaçırma girişiminde bulunabilecekleri endişesiyle” Sarıyer Sulh Hukuk Mahkemesi’ne müracaat ederek baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı ile merhum babasının hastalıkta ve sağlıkta tam 43 yıl hayat arkadaşı olan ikinci eşi Nurten Tatlıcı aleyhine tereke tespiti ve tedbir istemli bir dava açmıştır.

Babasını “çok seven” ve bu yüzden ondan kalan taşınabilir “malların kaçırabileceği endişesiyle koruma altına” alınmasını isteyen “bu hayırlı evladın”, babasından kalan mala mülke karşı bu “hassasiyetine” karşın, rahmetlinin ne 7. Gün, ne de 40. Gün Mevlitlerine katılmadığını da hatırlatalım…

MEHMET TATLICI, EŞİNİN VE BABASININ YASINI TUTAN BİR AİLENİN ACISINA BİR ACI DAHA KATTI…

“Hayırlı evlat” Mehmet Tatlıcı’nın rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’dan kalan taşınabilir mallara yönelik daha toprağa verilişinin 8. gününde açmış olduğu bu dava üzerine, Sarıyer 1. Sulh Hukuk Mahkemesi Hakimliği kararıyla, merhumun yasını tutmakta olan gözü yaşlı ailesinin ev ve işyerlerine gelen avukat, bilirkişi, resmi görevlilerden oluşan kalabalık bir insan grubu sanki bir şeyler saklanıyormuş gibi yatak odalarına varıncaya kadar her köşeyi didik didik arayarak tutanaklar tutmaya başlıyordu…

BUNLAR, MEHMET TATLICI’NIN NE MENEM BİR İNSAN OLDUĞUNU GÖSTEREN ÇOK ÖNEMLİ ÖRNEKLERDİR…

Kendisi, rahmetli babasının mevlit dualarına katılmaya tenezzül bile etmezken, ondan kalan mallar için daha toprağa verilişinin 8. gününde mahkemelere koşarak, merhumun geride bıraktığı gözü yaşlı ailesinin evine avukat, bilirkişi sıfatıyla bir sürü insanın yatak odalarına kadar girip, sanki bir şeyler saklanıyormuşçasına “arama yapmalarını” sağlaması ve merhumun acı içindeki ailesinin üzüntüsüne yeni acılar katacak böyle bir yaklaşımda bulunmasının takdirini okurlarımız ve kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz.

MEHMET TATLICI’NIN ÇOK İYİ BİLDİĞİ GERÇEKLER

Mehmet Tatlıcı’nın bu hamlesiyle esas varmak istediği sonuç, tablo, sanat eseri gibi malların “tedbir amacıyla koruma altına alınması”, “terekeden mal kaçırılmasının önlenmesi” değildi. Çünkü ne Uğur Tatlıcı’nın, ne de Nurten Tatlıcı’nın böyle bir amacı olmadığının ve olmayacağının bal gibi farkındaydı…

Kendisi çok iyi biliyordu ki, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı çok sevdiği bu koleksiyonundaki tablo ve sanat eserlerinin zaten önemli bir bölümünü ikinci eşi Nurten Tatlıcı ve bu evlilikten dünyaya gelen en küçük oğlu Uğur Tatlıcı adına satın almıştı ve ayrıca vasiyetnamesinde de bu malların üzerindeki mülkiyet hakkının kendi mirasçısı olarak onlara ait olduğunu açıkça belirtmişti.

Kısacası Mehmet Tatlıcı’nın “terekeden mal kaçıracaklar endişesiyle” haklarında dava açtığı ve evlerini yatak odalarına kadar arattığı Uğur ve Nurten Tatlıcı, bu malların zaten gerçek sahipleriydiler…

BU NOKTADA BAZI ÖNEMLİ HUSUSLARIN KAMUOYUNCA BİLİNMESİNDE YARAR VARDIR:

Rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı, koleksiyonunun en sevdiği parçalarını, evine ve işyerlerine kendi elleriyle yerleştirir ve özellikle tablolarının karşısına geçip onları uzun uzun izlemekten mutluluk duyardı. Koleksiyonundaki her sanat eseri ve tablo, hep onun kendi elleriyle yerleştirdiği şekilde muhafaza ediliyordu. Bu durum vefatından sonra da aynı şekilde günümüze kadar devam etmektedir.

Merhum işadamının geride bıraktığı gözü yaşlı ailesi Uğur ve Nurten Tatlıcı, bunları Mehmet Salih Tatlıcı nereye ve ne şekilde yerleştirdiyse, her şeyin yerli yerinde onun bıraktığı şekilde durduğunu da kendi beyanlarıyla açıkça ifade etmişlerdi.

Mehmet Salih Tatlıcı’nın ikinci eşi ve en küçük oğlu merhumun adına ve anısına duydukları saygıdan dolayı, ondan kalan bu koleksiyonun ev ve işyerlerinde bulunan ve merhumun kendi elleriyle yerleştirdiklerini, bundan sonra da aynı şekilde muhafaza etmek istediklerini; ayrıca rahmetliden kalan bu tablo ve sanat eserlerine karşı özel bir ilgileri olmadığını ve bunları ileride satarak tasarrufta bulunma yoluna gitmeyeceklerini de defalarca beyan etmişlerdir.

O HALDE, MEHMET TATLICI’NIN BU HAMLELERLE ESAS AMACI NEYDİ?

Mehmet Tatlıcı işte tam da bu noktadan Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı ayrı bir kulvardan saldırıya geçmiştir. Mehmet Tatlıcı, merhum babasının vefatının daha 10. Gününde açtığı bu dava ile onun gözü yaşlı ailesinin evlerinin yatak odalarına kadar arama yaptırarak, merhumun koleksiyonunun bilirkişi nezdinde dökümünü aldırıyor ve bu koleksiyonun değerini saptamaya çalışıyor görüntüsü vermiştir.

Aslında Mehmet Tatlıcı’nın buradaki temel amacı, bu tablo ve sanat eserlerinin müzelerden kaçırılmaya çalışılan tarihi eser olduğunu ispata çalışmak ve bunlarla baba bir kardeşi ile merhum babasının üzüntü içindeki ikinci eşini, devletin resmi mercilerinden hukuka aykırı bir şekilde tarihi eser kaçırmaya çalışan suçlular olarak göstermektir.

UĞUR ve NURTEN TATLICI’NIN BU TABLO VE SANAT ESERLERİNDEN HABERLERİ BİLE YOKKEN MEHMET TATLICI’NIN HESAPLARI BAŞKAYDI

Halbuki merhumun gözü yaşlı ailesinin fertlerinden Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın bütün bu tablo ve sanat eserlerinin ne olduğu, ne kadar değer taşıdığı ve evlerinde rahmetlinin kendi elleriyle yerleştirdikleri dışında olanların da nerelerde ve ne şekilde durduğundan haberleri bile yoktu.

Çoğundan daha rahmetlinin vefatının 10. Gününde Mehmet Tatlıcı gibi “babasını çok seven hayırlı bir evladın”, babasının malına, mülküne karşı gösterdiği bu “hassasiyeti” nedeniyle açtığı dava ve onun neticesinde mahkemenin atadığı görevliler ve bilirkişi sayesinde haberleri olmuştu. Bunları da resmi beyanlarında her fırsatta dile getirmişlerdi.

UĞUR ve NURTEN TATLICI, KOLEKSİYONUN BİR BÖLÜMÜNÜ BAĞIŞLAMAK İSTEDİ, AMA…

Ayrıca Uğur ve Nurten Tatlıcı, yukarıda da belirttiğimiz gibi, rahmetli işadamından kalan bu koleksiyonun gerçek sahipleri ve mülkiyeti üzerinde de hak sahipleri olmalarına rağmen, bu koleksiyona özel bir ilgi duymadıklarını ve bunlardan ileride de her hangi bir maddi kazanç elde etme yoluna gitmeyeceklerini açıkça beyan etmişlerdi.

Hatta yıllardır devam etmekte ve edecek olan miras davalarındaki uzun süreç içinde bu tablo ve sanat eserlerinin tereke mahkemesi ve yöneticileri gözetimde depolarda bekletilerek çürümesi yerine, hayır amaçlı olarak değerlendirilmesini de teklif etmişlerdi.

Bu amaçla, Uğur ve Nurten Tatlıcı, merhuma olan saygılarından dolayı evlerinde merhumun kendi elleriyle yerleştirdikleri dışında kalanların, mirasçıların payları oranında müzayede yoluyla satılması ve elde edilen gelirin ülkemizde hayır amacıyla çalışan kuruluşlara bağışlanmasına yönelik tekliflerini Mehmet Tatlıcı’ya da, diğer mirasçılara da 5 Mart 2014 tarihinde noter kanalıyla yolladıkları mektupla iletmişlerdi.

Ama Mehmet Tatlıcı bu hayır amaçlı teklife hayır demişti (Ayrıntılı bilgi için bkz. “Mehmet Tatlıcı, Hayır amaçlı teklife ‘HAYIR’ dedi…” haberi).

Ayrıca, 13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa’nın Soma ilçesindeki maden ocağında meydana gelen facianın hemen ardından, aralarında Mehmet Tatlıcı’nın da bulunduğu mirasçılara yine noter kanalıyla 15 Mayıs 2014 tarihinde Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından bir teklif daha yapılmış ve bu kazanın mağdurları ve ailelerine yardım yapmak ve okul çağındaki çocuklarına burs vermek amacıyla Mehmet Salih Tatlıcı koleksiyonunu değerlendirmenin yararlı olacağı söylenmiş, ancak MEHMET TATLICI bu teklife de HAYIR cevabı vermişti (Bkz. “SOMA’ya da mı HAYIR?” haberi).

BU KADAR SAMİMİ VE DÜRÜST BİR TEKLİFE NEDEN “HAYIR” DEDİLER VEYA CEVAP BİLE VERMEDİLER?

Uğur ve Nurten Tatlıcı bu tekliflerinde son derece samimiydiler. Çünkü bu koleksiyonun mülkiyet hakkı yasal mirasçı olarak kendilerindedir. Mehmet Tatlıcı’nın açtığı tereke tespit davası nedeniyle şu anda tereke mahkemesi denetiminde olan bu koleksiyon, bu davalar sona erdiğinde tamamen Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın tasarrufunda olacaktır.

Kendileri aslında ileride tüm tasarrufunun tamamen kendilerine ait olacağı bu koleksiyonun, merhum Mehmet Salih Tatlıcı’nın evlerinde kendi elleriyle yerleştirdiklerini kapsayan kısmını aynen onun bıraktığı gibi bundan sonra da muhafaza etmek istediklerini, ancak koleksiyonun geri kalanını müzayede yoluyla satıp hayır kurumlarına bağışlayacaklarını da açıkça defalarca belirtmişlerdi…

Şimdi ise Mehmet Tatlıcı’nın yoğun çabalarıyla uzayıp giden miras davaları süresince bu koleksiyonun bir kenarda durmayıp değerlendirilmesini istemişlerdir. İleride bu koleksiyon üzerinde hiçbir şekilde mülkiyet hakkı elde edemeyecek olan diğer mirasçılara da açıkça ve samimiyetle aslında şu mesajı vermiş oluyorlardı:

  • “Bu koleksiyon üzerindeki yasal mirasçı olarak mülkiyet hakkı bizimdir. Ancak bu koleksiyon şu an itibariyle görülmekte olan miras davaları nedeniyle tereke mahkemesi kontrolündedir ve bu davalar bitene kadar da depolarda bekletilmeye devam edecektir. Biz kendi adımıza şimdiden bağışta bulunmak istiyoruz. Siz davalar sonuçlanınca nasılsa bunlar üzerinde herhangi bir mülkiyet hakkı iddia edemeyeceksiniz. Bu yüzden isterseniz şimdi bu satış yoluyla elde edilecek gelirden kendi payınıza düşeni, herhangi bir hakkınız olmamasına rağmen ve devam etmekte olan miras davası süresince henüz fırsatınız varken alın; ister siz de bağış yapın, ister kendi tasarrufunuz için kullanın, yeter ki bu hayır işine sorun çıkarmayın. Biz kendi payımızı şimdiden bağışlamak istiyoruz…”

Hayır amaçlı bu samimi teklife sadece Bedriye Kamer Tatlıcı olumlu cevap vermiş; ancak Mehmet Tatlıcı’nın her zaman olduğu gibi “HAYIR” cevabı dışında, diğer mirasçılar cevap verme tenezzülünde bile bulunmamışlardır.

Ayrıca, Mehmet Tatlıcı öyle olduğunu iddia ederek konuyu çarpıtmak istese de, Soma faciasının mağdurları ve çocuklarının eğitimi amacıyla değerlendirilmek istenen koleksiyondaki bu eserlerin hiçbiri tarihi eser veya taşınabilir kültür varlığı değildir, mirasçılar anlaşma yoluna gidebilseler satılmaları da mümkündür…

UĞUR VE NURTEN TATLICI’NIN HAYIR AMAÇLI TEKLİFLERİNE İKİ KEZ “HAYIR” DEDİ

Uğur ve Nurten Tatlıcı, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’dan kalan ve depolarda yıllardır atıl tutularak değerlendirilmeyen bu koleksiyonun, müzayede ile satılarak gelirinin kendi paylarına düşen kısmının tamamının bu şekilde hayır amaçlı olarak Soma mağdurları ve çocuklarının eğitimleri için bağışlanmasını diğer mirasçılara teklif etmişler, ancak rahmetli babasının mallarına bu kadar düşkün “hayırlı” evlat Mehmet Tatlıcı, bu hayır amaçlı teklife de daha öncekinde olduğu gibi “HAYIR” cevabı vermiştir.

MEHMET TATLICI’NIN ESAS KARIN AĞRISI…

Çünkü Mehmet Tatlıcı’nın derdi bu koleksiyon değildir. Üzerinde hiçbir mülkiyet hakkı bulunmadığı bu koleksiyonun miras davaları sonuçlandıktan sonra kendisine yar olmayacağını da zaten çok iyi bilmektedir.

Onun derdi bu koleksiyondaki bazı parçaların tarihi eser ve taşınabilir kültür varlığı olduğunu kendince “ispat etmek” ve müzelerden bilinçli bir şekilde saklandığını, hatta yurtdışına kaçırılacağını iddia ederek Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı adeta yasadışı işlerle iştigal eden bir suçlu gibi göstermeye çalışmaktır.

Bütün çabaları bu nafile hedefe yöneliktir zira kimlerin hukuk sistemimizi manipüle etmeye çalıştığını ve kimlerin kötülükle ve fesatlıkla beslendiğini artık tüm Türkiye çok iyi bilmektedir…

TEREKE MAHKEMESİ’NE SUNULAN ŞOK BİR BELGE VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ…

Bu amaçla elinden gelen her yolu da denemektedir…

Mehmet Tatlıcı’nın bu koleksiyonla ilgili olarak özel bir müze müdüründen para karşılığı rapor aldırdığına yönelik çok ciddi bir iddia da, Tereke Mahkemesi’ne sunulmuş ve resmi mahkeme kayıtlarına geçmiştir.

İDDİA 1: MÜZE MÜDÜRÜ 50.000 DOLAR KARŞILIĞINDA ASILSIZ RAPOR İMZALADI

Bu iddiayı öne süren bir şahıs aynen şunları beyan etmiştir:

“Bir müze var. Müzenin ne olduğunu ben biliyorum. Biz uzun mühlet Gizem Hanım (Mehmet Tatlıcı’nın şimdi boşanma davası açtığı 25 yıllık eşi), Mehmet Bey efendime söyleyeyim uzun mühlet ben o müzeye götürdüm….

Resimden özel bir müze bir imza karşılığı uzun bir süre imza vermiyordu müzenin müdürü. Niçin olduğunu bilmiyorum. 50 bin dolar karşılığı parayı ben götürdüm, 50 bin dolar karşılığı o müzenin sahibi imza attı ve o rapor alındıktan sonra İstanbul Teknik Üniversitesi’nde oraya götürülüp onaylatılmaya çalışıldı…”

İDDİA 2: ŞAHİTLER PARAYLA TUTULDU…

Mahkemeye sunulan bu belgedeki iddiaları öne süren şahıs ayrıca, “mahkemeye gelen şahitlerin parayla tutulmuş olduğunu” da ifade etmiştir.

(Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. “Mehmet Tatlıcı Hakkında ŞOK İddialar!” haberi).

MEHMET TATLICI HAKKINDA CUMHURİYET SAVCILIĞI’NA SUÇ DUYURUSU YAPILDI

Bu iddialar üzerine, Mehmet Tatlıcı hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs (Türk Ceza Kanunu 288. Maddesi) ve Yargı Görevini Yapanı, Bilirkişiyi veya Tanığı Etkilemeye Teşebbüs (Türk Ceza Kanunu 277. Maddesi) suçlarından cezalandırılması için suç duyurusunda bulunulmuştur.

TÜM BU HESAPLARIN AMACI BELLİ: UĞUR VE NURTEN TATLICI’YI SUÇLU GİBİ GÖSTERMEK VE ONLARI İTİBARSIZLAŞTIRMAK

Görüldüğü gibi Mehmet Tatlıcı, rahmetli babasının vefatından önce planladığı çok yönlü hamleleri, rahmetlinin geride bıraktığı en küçük oğlu ve ikinci eşine karşı büyük bir kin ve nefretle uygulamaya çalışmaktadır.

Bu amaçla rahmetliden kalan koleksiyonu evlerinde ve işyerlerinde aynen onun bıraktığı gibi muhafaza edilmesinden başka hiçbir düşünceleri olmayan, geri kalan kısmının da hayır amaçlı olarak bağışlanmayı isteyen bu masum insanlar, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın kendi elleriyle oluşturduğu bu koleksiyonun ne değerini, ne de hangi parçalardan oluştuğunu bilmezken, ayrıca bu parçaların da müzeye kaydı, tescili gibi hususların rahmetli tarafından henüz hayattayken yerine getirilip getirmediğinden bile haberdar değilken, Mehmet Tatlıcı’nın bu kurgusu dahilinde adeta tarihi eser kaçakçısı durumuna düşürülmek istenmektedir.

Bunun için iddia edilenlere bakılırsa, şahitler ve bilirkişi raporları mahkemeye sunulmakta, devreye müze müdürleri de sokulmakta, kısacası bu nafile çabalar böylesine insan aklı ve vicdanını yaralayan yöntemlerle uygulanmakta ve hiçbir şeyden haberi olmadan ve rahmetlinin acısını kendi halinde yaşamaya devam eden masum eşi ve en küçük oğlu da adeta suçlu gibi gösterilmeye çalışılmaktadır…

MEHMET TATLICI, KENDİSİNE SEVGİYLE YAKLAŞAN AİLE FERTLERİNE NELER YAŞATTI?

Rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatının üzerinden henüz birkaç gün geçtikten sonra Mehmet Tatlıcı’nın başlatmış olduğu bu kin ve nefret dolu mücadele karşısında merhumun ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile en küçük oğlu Uğur Tatlıcı büyük bir şok daha yaşamışlardır.

Zira kendilerine insanlık dışı bu saldırıları başlatan Mehmet Tatlıcı, rahmetlinin sağlığında onların evlerine sık sık gelir, orada kalır ve kendisine karşı hem Nurten Tatlıcı, hem de Uğur Tatlıcı gerçek bir evlat ve ağabey olarak davranırmış.

Meğer bu kötülükle beslenen “hayırlı evlat” ve ağabey, içinde bu aileye karşı yıllarca gizli gizli büyük bir kin biriktirmekte ve planlar yapmaktaymış…

MERHUMUN ACISINI YAŞAYAN AİLE, SÜREKLİ OLARAK SUÇSUZLUĞUNU KANITLAMAK ZORUNDA BIRAKILIYOR…

Uğur ve Nurten Tatlıcı bu yüzden merhum eş ve baba acısı içinde daha neye uğradıklarını anlamazken, haklarında Mehmet Tatlıcı’nın açtığı onlarca dava ile karşılaşmışlar, ortada hiçbir sorun yokken ve durduk yerde, bir de hukuki düzeyde masum olduklarını ispat etmeye uğraşmak zorunda bırakılmışlardır…

Kendi halinde mütevazı bir hayat süren biri 64 yaşında dul bir kadın, diğeri başarılı ve hayırsever iş adamı olan bu saygıdeğer insanlar, Mehmet Tatlıcı’nın bu haksız, hukuksuz ve mesnetsiz aynı zamanda insan vicdanını yaralayan suçlamalarına karşı defalarca mahkemelere, savcılıklara, mahalle karakollarına giderek ifade vermeye ve masumiyetlerini ispata zorlanmışlardır…

HAKSIZ, HUKUKSUZ VE MESNETSİZ SUÇLAMALARA “MEDYA’DAN” ISMARLAMA DESTEK…

Üstüne üstlük, Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu haksız, hukuksuz ve mesnetsiz suçlamalarının mahkemelerde değerlendirileceği önemli duruşmalarının hemen öncesinde, Uğur ve Nurten Tatlıcı hakkında tek taraflı olarak yapılan ve onları adeta suçluymuş gibi gösteren bir söylemle bir gazeteci kadrosuna sipariş üzerine kaleme aldırılmış “bir örnek haberler” de “büyük bir tutarlılıkla” devreye giriyor, bu iki masum ve acılı insan bir anda sistemli ve planlı şekilde tüm bu itibarsızlaştırma çabalarının hedefi haline getiriliyordu… (Bkz. “Hep Aynı ‘Ekip’, Hep Aynı ‘Senaryo’” haberi)

BUNLAR BİR İNSANA YAPILABİLECEK EN VİCDANSIZCA SALDIRILARDAN BİRİYDİ

Daha yeni kaybettikleri eşin ve babanın yasını tutan, onu kaybetmenin acısını ve şokunu hala yaşayan ve de hiçbir şeyden haberi olmayan insanların, durduk yerde bir de masum olduklarını ispata zorlanması…

Üstüne üstlük, bütün bu insanlık dışı hamlelerin, bir de medyadaki hep aynı isimlerden oluşan muhabirlerin “haberleriyle” denk düşmesiyle, kendi halinde bir yaşam süren acı içindeki bu saygıdeğer insanların bir de kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırılmaya çalışılması…

Bu bir insanın kendisini seven ve kendisine hep insanca davrananlara karşı yapabileceği en büyük kötülüktü:

ARKADAN VURMAK…

Yazı dizimizin bundan sonraki bölümünde, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı itibarsızlaştırma ve suçlu insanlarmış gibi gösterme çabalarının, medyadaki hep aynı isimlerden oluşan bir grup muhabirin “haberleriyle” nasıl enteresan bir şekilde kesişebildiğinin ibretlik örnekleri ve perde arkasındaki gerçekleri açıklayacağız…

Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top