Merhumun Koleksiyonu Üzerinden İtibarsızlaştırma Senaryosu 2

itibarsizlastirma-2.jpg

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatının ardından geride bıraktığı kederli ailesi ve mirası üzerinde 6 yılı aşkın bir zamandır oynanan oyunlar, adeta bir insanlık dramına dönüştü. Normal bir insan aklı ve vicdanının kabul edemeyeceği bir senaryo dahilinde oynanan bu oyunun nasıl “hayata geçirildiği” ise ibretlik bir öyküdür…

Merhum işadamının ilk evliliğinden dünyaya gelen üç oğlundan biri olan MEHMET TATLICI’nın, burada hem yönetmen ve senaryo yazarı, hem de baş aktör olarak rol aldığı bu ibretlik öykünün perde arkasını, yeni yazı dizimizde okurlarımız ve kamuoyunun bilgisine sunmaya devam ediyoruz…

MEHMET TATLICI, BU ANLAMSIZ “HUKUK” SAVAŞINI NE ZAMAN VE NASIL BAŞLATTI?

Merhum işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın teyzesinin kızı ile evliliğinden dünyaya gelen üç oğlundan biri olan Mehmet Tatlıcı, daha fazla miras payı peşinde koşanların en cevvaliydi; henüz babası vefat etmeden haftalar öncesinden planlayarak miras davaları sürecini başlattı:

  1. Bunu da, daha öz babası hastanede yaşam savaşı verirken, avukatlarına ileride miras davaları açmaları için vekalet vererek belirli bir plan dahilinde uygulamaya koydu, Mehmet Tatlıcı…
  1. Babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatıyla birlikte de, baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı ve babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı’ya karşı Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri’nde peş peşe davalar açtı…

(Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bkz. Baba Parası… Baba Sevgisi…” ; “Mehmet Tatlıcı babası vefat etmeden kaç hafta önce avukatlarına Vekalet verdi” ; “Mehmet Tatlıcı’nın Yeni Amerika Manevraları” haberleri).

MEHMET TATLICI “OYUNLARINI” NASIL HAYATA GEÇİRİYOR?

Mehmet Tatlıcı, rahmetli babasının vefatının çok öncesinden planlayarak uygulamaya koyduğu bu oyunu, hep aynı “senaryo” dahilinde oynamaktadır:

  1. Önce, büyük paralar harcayarak kurduğu “avukat ordusunun” da desteği ile savcılara giderek, öz babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı hakkında, haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla suç duyurusunda bulunmaktadır Mehmet Tatlıcı…

(Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı’nın Avukat Koleksiyonu”, “Avukat Koleksiyonu Genişletiyor” ve “Mehmet Tatlıcı’ya Avukat Dayanmıyor” haberleri).

  1. Ardından, yine baba bir kardeşi ile babasının ikinci eşi aleyhinde bu akıl almaz iddialarla dava açılmasını sağlamaya çalışmakta, eğer bunda başarılı olursa da, emrindeki “avukat ordusu” ve hukuk profesörü danışmanlarıyla birlikte, bu davalara “müdahil olarak” katılmakta ve kendisiyle aynı soyadını taşıyan bu masum aile fertlerini haksız yere mahkum ettirebilmek için elinden geleni ardına koymamaktadır Mehmet Tatlıcı…

(Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı, Uğur ve Nurten Tatlıcı’dan Ne İstiyor?” ve “Masum İnsanlar Nasıl İtibarsızlaştırılır?” haberleri).

Ancak, önceden planlanmış bir “senaryo” dahilinde yürütülen bu “oyunu” destekler bir görünüm arz eden ve hukuki süreçlerdeki karar vericileri, “kendi akıllarınca” etkilemeyi amaçladıkları izlenimi veren “bazı mekanizmalar” da burada “ilginç bir şekilde” devreye sokulmaktadır:

  1. Çünkü, bütün bu gelişmeler yaşanırken, Mehmet Tatlıcı’nın haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarıyla açılan davalar devam ederken, hep aynı “muhabirlerin” kaleme aldığı ve Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı itibarsızlaştırma hedefini taşıdığı görülen tek yanlı ve bir örnek haberler, “nedense” duruşma tarihinden bir veya iki gün önce bazı gazetelerde yer almaktadır.

Bu ilginç “tesadüf” hiç değişmeden, yaklaşık altı yıldır süregelmektedir…

ÇAMUR AT, İZİ KALSIN” TAKTİĞİ DE, BU “SENARYONUN” ÖNEMLİ BİR PARÇASI…

Üstelik bu “muhabirler” haberlerine konu ettikleri kişiler olan Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın görüşlerini hiç bir zaman almadıkları gibi, bir yandan da Mehmet Tatlıcı’nın bu masum insanları hedef alan haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarını, adeta gerçekmiş gibi “haber” haline getirmektedirler.

Hiçbir kanıta dayanmayan, hiç bir belge ile kanıtlanamayan ve sadece Mehmet Tatlıcı’nın asılsız iddialarına dayandırılan bu tek yanlı ve bir örnek haberler, adeta “aynı oyunun” bir parçası olarak devreye sokulmaktadır… Üstelik bu “haberler” farklı gazetelerde yer almalarına ve farklı “muhabirler” tarafından yazılmalarına rağmen, “nedense” hep aynı görseller ve aynı haber içerikleriyle verilmektedir…

Ancak, “haberlerini” hep tek yanlı olarak veren bu “muhabirler”, Mehmet Tatlıcı’nın yaptığı bütün bu asılsız ve hukuksuz suç duyurularının, nihayetinde savcılık makamlarınca kovuşturmaya yer olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi kararlarını da, Mahkeme hakimlerinin bu davalarda Uğur Tatlıcı ve Nurten Tatlıcı hakkında verdiği beraat kararlarını da yine “nedense” asla haber konusu yapmamaktadırlar…

Kısacası, bu ısmarlama haberler, adeta “çamur at izi kalsın” taktiğinin bir parçası izlenimi verecek şekilde, hep aynı “muhabirler” tarafından yazılmaktadır; Ancak bu “muhabirler”, bu bir örnek “haberlerinin” hedefine tek taraflı olarak koydukları masum insanlar hakkında, mahkemelerin verdiği beraat kararlarını ise haber yapma objektifliğini ve tarafsızlığını “nedense” bir türlü gösterememektedirler…

Bütün bu gelişmeler de, bu tür “haberlerin” kime ve neye “hizmet ettiğini” ortaya koyan gerçekler olarak tarihe yazılmaktadır… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Çamur Siyasetine Medya Desteği”, Hep Aynı ‘Ekip’, Hep Aynı ‘Senaryo’ ve “Tarafsız Medya Ne Tarafta?” haberleri).

MEHMET TATLICI’NIN YAZI DİZİMİZE KONU OLAN “SENARYOSU”

Mehmet Tatlıcı, oyununu çok önceden planlamıştı ve bunu da belirli bir “senaryo” dahilinde “sahneye koymaya” başladı:

Merhum babasının daha toprağı kurumadan başlattığı miras davaları süreciyle birlikte, en değerli varlıklarını kaybetmenin acısını yaşayan bir aileye karşı akıl almaz iddialarla suç duyurularında bulunmaya başladı Mehmet Tatlıcı…

Bu kederli aile, Mehmet Tatlıcı ile aynı soyadını taşıyan ve kendisine karşı hiç bir kötülüğü dokunmamış baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı ile merhum babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı idi…

Mehmet Tatlıcı’nın bu “senaryosu” içinde kullandığı “mekânlar ve araçlar” ise, merhum babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın tablo ve sanat eserlerinden oluşan koleksiyonu ve koleksiyonun bulunduğu yerler üzerine “kurgulanmıştı”…

“MEHMET SALİH TATLICI’NIN KOLEKSİYONUNU YURTDIŞINA KAÇIRDILAR!”

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı, sanatsal değer taşıyan tablolara ve objelere meraklı bir insandı ve bu merakını zaman içinde büyük bir koleksiyona dönüştürmüştü.

Mehmet Salih Bey, koleksiyonunun en sevdiği parçalarını, evine ve işyerlerine kendi elleriyle yerleştirir ve özellikle tablolarının karşısına geçip onları uzun uzun izlemekten mutluluk duyardı. Vefatından sonra da, koleksiyonundaki her sanat eseri ve tablo, hep onun kendi elleriyle yerleştirdiği şekilde muhafaza ediliyordu. Kimse, onun çok değer verdiği bu tablolara ve sanat eserlerine dokunmamıştı, neyi nereye bıraktıysa, aynen bıraktığı şekilde yerlerinde duruyordu…

Mehmet Tatlıcı, babasının geride bıraktığı bu koleksiyon üzerinden “oyununu” sahneye şu şekilde koydu:

Sanat eserleri ve tablolardan oluşan bu koleksiyonunun “tarihi eser” niteliği taşıdığı ve bunların Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından “resmi mercilerden” saklandığı, hatta “yurt dışına kaçırıldığı” gibi, akıl almaz iddialarla savcılıklara ve mahkemelere dilekçeler vermeye ve suç duyurularında bulunmaya başladı Mehmet Tatlıcı:

Mehmet Tatlıcı, 22 Şubat 2009’da vefat eden rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın 24 Şubat 2009 tarihinde toprağa verilişinin daha 8. Günü olan 3 Mart 2009 tarihinde, “çok sevdiği” babasının terekesine “zarar verebilecekleri ve mal kaçırma girişiminde bulunabilecekleri endişesiyle” Sarıyer Sulh Hukuk Mahkemesi’ne müracaat ederek, baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı ile merhum babasının hastalıkta ve sağlıkta tam 43 yıl hayat arkadaşı olan ikinci eşi Nurten Tatlıcı aleyhine tereke tespiti ve tedbir istemli bir dava açmıştır.

Babasını “çok seven” ve bu yüzden ondan kalan taşınabilir “malların kaçırabileceği endişesiyle koruma altına” alınmasını isteyen Mehmet Tatlıcı isimli “bu hayırlı evladın”, babasından kalan mala mülke karşı bu “hassasiyetine” karşın, rahmetlinin ne 7. Gün, ne de 40. Gün Mevlitlerine katılmadığını da burada okurlarımıza hatırlatalım…

MEHMET TATLICI, EŞİNİN VE BABASININ YASINI TUTAN BİR AİLENİN ACISINA BİR ACI DAHA KATTI…

Mehmet Tatlıcı’nın rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’dan kalan taşınabilir mallara yönelik olarak daha merhumun toprağa verilişinin 8. gününde açmış olduğu bu dava üzerine, Sarıyer 1. Sulh Hukuk Mahkemesi Hakimliği kararıyla, merhum işadamının kederli ailesinin ev ve işyerlerine gelen avukat, bilirkişi, resmi görevlilerden oluşan kalabalık bir insan grubu, sanki bir şeyler saklanıyormuş gibi yatak odalarına kadar her köşeyi didik didik arayarak tutanaklar tutmaya başlıyordu…

BUNLAR, MEHMET TATLICI’NIN NASIL BİR İNSAN OLDUĞUNU GÖSTEREN ÇOK ÖNEMLİ ÖRNEKLERDİR…

Kendisi, rahmetli babasının mevlit dualarına katılmaya tenezzül bile etmezken, ondan kalan mallar için daha toprağa verilişinin 8. gününde mahkemelere koşarak, merhumun geride bıraktığı gözü yaşlı ailesinin evine avukat, bilirkişi sıfatıyla gelen onlarca insanın yatak odalarına kadar girip, sanki bir şeyler saklanıyormuşçasına “arama yapmalarını” sağlaması ve merhumun acı içindeki ailesinin üzüntüsüne yeni acılar katacak böyle bir yaklaşımda bulunmasının takdirini okurlarımız ve kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz.

Hepsi de yaşanmış gerçeklere dayanan bu insanlık dramını anlatan yazı dizimiz, Merhum İşadamının Koleksiyonu Üzerinden Bir İtibarsızlaştırma Senaryosu” devam edecek…

Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top