Merhumun Koleksiyonu Üzerinden İtibarsızlaştırma Senaryosu 3

itibarsizlastirma-senaryosu-3.jpg

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatının ardından geride bıraktığı kederli ailesi ve mirası üzerinde 6 yılı aşkın bir zamandır oynanan oyunlar, adeta bir insanlık dramına dönüşmüştür. Normal bir insan aklı ve vicdanının kabul edemeyeceği bir senaryo dahilinde oynanan bu oyunun nasıl “hayata geçirildiği” ise ibretlik bir öyküdür…

Merhum işadamının ilk evliliğinden dünyaya gelen üç oğlundan biri olan Mehmet Tatlıcı’nın, burada hem yönetmen ve senaryo yazarı, hem de baş aktör olarak rol aldığı bu ibretlik öykünün perde arkasını, yeni yazı dizimizde okurlarımız ve kamuoyunun bilgisine sunmaya devam ediyoruz…

SALİH TATLICI KOLEKSİYONU VE OĞLU MEHMET TATLICI’NIN OYUNLARI…

Mehmet Tatlıcı, Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde açtığı miras davaları yanında, savcılıklara yaptığı asılsız suç duyurularıyla da bu iki masum insanı hedef almaya devam ediyordu…

Hedeflerine ulaşmak için de, rahmetli babasının geride bıraktığı tablolar ve bazı sanat eserleri üzerinden “yol almayı” kafasına koymuştu.

Mehmet Tatlıcı’nın, rahmetli babasının geride bıraktığı tablolar ve sanat eserlerinden oluşan koleksiyonu üzerinden babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’yı mahkum ettirebilmek ve kamuoyunda itibarsızlaştırmak amacıyla hazırladığı senaryo, kendi içinde iki ayrı plan dahilinde yürütüldü

Birincisi, merhum babasının sanat eseri ve tablolardan oluşan koleksiyonunun tarihi eser niteliği taşıdığı ve bunların Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından resmi mercilerden saklandığı, hatta yurt dışına kaçırıldığı iddiasıyla Mehmet Tatlıcı tarafından yapılan asılsız ve hukuksuz suç duyuruları dizisi…

İkincisi ise, bu tarihi eser niteliği taşıdığını iddia ettiği tabloların saklanması yönünde bir güvenlik şirketi çalışanlarının tehdit ve darp edildiği iddialarıyla yine savcılıklara ve mahkemelere yapılan asılsız suç duyuruları…

MEHMET TATLICI, BU ANLAMSIZ HUKUK MÜCADELESİNDE HEDEFLERİNE ASLA ULAŞAMADI…

Mehmet Tatlıcı, bu haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla yaptığı suç duyurularıyla, ülkemizin savcıları ve hakimlerini gereksiz yere senelerce meşgul etmiş, ancak bütün bunlardan da, tıpkı daha önceki bölümlerde açıkladığımız miras davalarında olduğu gibi, hedeflediği hiçbir sonuca ulaşamamıştır.

ÜÇÜNCÜ KULVAR: MEDYA ÜZERİNDEN İTİBARSIZLAŞTIRMA KAMPANYALARI…

Burada üçüncü bir kulvar daha vardı ki bu da, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı itibarsızlaştırma adına attığı bu adımların bir başka dikkat çeken yönü olarak, bütün bunların medyada yer alan bazı “haberlerle” enteresan bir şekilde “kesişmesi” oluyordu…

Bu üçüncü kulvarda öylesine ileri gidilmekteydi ki, bütün bu tek yanlı “haberlerde” gazetecilik meslek ilkeleri ve basın ahlakı ayaklar altına alındı. Sonuçta ortaya konulan bu “oyunun”, merhum işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın geride bıraktığı kederli ailesini hedef alan ve uydurma haber başlıklarıyla desteklenen bir karalama, küçük düşürme ve itibarsızlaştırma senaryosu olduğu da artık çok açık ve net bir şekilde görülmekteydi…

Bu konudaki gerçekleri, aşağıda açıklayacağız. Şimdi Mehmet Tatlıcı’nın senaryosuna ve oyunu nasıl oynadığına devam edelim:

MEHMET TATLICI’DAN, RAHMETLİ İŞADAMININ YASINI TUTMAYA DEVAM EDEN AİLESİNE KARŞI YAPILAN HAKSIZ, HUKUKSUZ VE MESNETSİZ SUÇLAMALAR…

Kendi halinde mütevazı bir hayat süren ve merhum eşinin yasını tutmaya devam eden 65 yaşındaki hayırsever bir insan olan Nurten Tatlıcı ile saygın bir işadamı olan baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’ya karşı yaptığı suç duyurularında, bakın hangi haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarda bulunmaktadır Mehmet Tatlıcı:

  • Tarihi eserleri çalmak, gizlemek ve yurt dışına kaçırmak,
  • Tehdit, darp, hakaret, adam dövdürmek,
  • Hürriyeti tahdit,
  • Tat Towers iş kulelerinden elektrik kablolarını çalmak,
  • Marka hakkına tecavüz…

Bugüne kadar sayıları 14’e ulaşan ve hepsi de yapılan soruşturmalar ve mahkeme süreçleri sonunda Mehmet Tatlıcı’nın beklediğinin tam tersi bir şekilde sonuçlanan anlamsız “hukuk mücadelesinde”, işte bütün bu akıl almaz iddiaları öne sürmüştü Mehmet Tatlıcı…

MEHMET TATLICI’NIN AKIL ALMAZ İDDİALARLA KIRDIĞI SUÇ DUYURUSU REKORU

Ülkemizin hakim ve savcıları ise, Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarını gerekli hukuki incelemeler yapıldıktan sonra ya reddetmiş ya da kovuşturmaya gerek görmeyerek takipsizlikle sonuçlandırmıştır.

Daha sonra bunlara iki tane daha eklendi ve Mehmet Tatlıcı böylelikle, düzineyi tamamladıktan sonra, rekorunu 14 asılsız suç duyurusuna taşımış oldu… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı Rekorunu Yeniledi”; “Mehmet Tatlıcı Düzineyi Tamamladı” ve “M. Salih Tatlıcı Miras Davalarının Kronolojik Listesi” haberleri).

MEHMET TATLICI’NIN BİLİNDİK “SENARYOLARI” VE “OYUNLARI”

Mehmet Tatlıcı, Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde açtığı miras davaları yanında, savcılıklara yaptığı işte bu asılsız suç duyurularıyla kendisiyle aynı soyadını taşıyan aile fertleri olan bu iki masum insanı hedef almıştı…

Bunun için çok sayıda suç duyurusunda bulundu, ancak hepsi de savcılık makamlarının yaptığı inceleme sonucunda kovuşturma yapılmasına yer olmadığı gerekçesiyle reddedilmişti…

Ancak bunlardan bir tanesi vardır ki, Mehmet Tatlıcı’nın yazdığı senaryo üzerinden oyunlarını nasıl oynadığını göstermesi açısından ibretlik bir örnek olarak tarihe yazılmaktadır…

Yazı dizimizin üçüncü bölümü içerisinde bu konuyu değerlendireceğiz:

7 Eylül 2009

Mehmet Tatlıcı, 7 Eylül 2009 tarihinde, babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı’yı ve baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’yı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet ettikleri iddiasıyla şikayet etti.

Mehmet Tatlıcı, asılsız iddialar taşıyan bu suç duyusunda, rahmetli babasının sağlığında yanında çalışmış olan bazı şirket görevlilerinin, Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı’ya tereke mahkemesince tespit edilen eserleri yurtdışına çıkarmaları için yardım ettiklerini “ileri sürmüştür”.

Ancak Mehmet Tatlıcı, bu asılsız suç duyuruları yüzünden hakkında iftira davası açılabileceğinden çekinerek, tüm bu iddialarının bir duyumdan ibaret olduğunu da mahsus yine suç duyurusu dilekçesinde belirtiyordu…

AYNI SENARYO, FARKLI SUÇ DUYURULARIYLA TEKRARLANARAK OYNANIYORDU…

Mehmet Tatlıcı, bu akıl almaz iddialarla yaptığı suç duyurusuyla yetinmemiş, İstanbul ve Antalya’da AYNI asılsız iddialarla FARKLI cumhuriyet savcılıklarına da suç duyurularında bulunmuştu.

Hatta Mehmet Tatlıcı, içindeki kin ve nefretin yarattığı “kararlılıkla”, bu asılsız iddialarını Cumhurbaşkanlığı makamına kadar taşımıştı…

İddiaları ise, yine babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ve baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’yı hedef almaktaydı:

24 Eylül 2009

Mehmet Tatlıcı, Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı’nın talimatı ile Kağıthane’de bulunan Pilma Pil Fabrikası’nda Özgün Güvenlik şirketinin çalışanı Hüseyin Katırcı isimli bir güvenlik görevlisinin Ağustos ayında darp edildiğini, hakarete ve tehdide maruz kaldığını ve hatta kaçırıldığını ileri sürmüştü.

Bu olayın altındaki sebebin de Hüseyin Katırcı isimli kişinin Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı’nın mirasa konu olabilecek eski eserleri kaçırdığını ve çaldığını bilmesinden ileri geldiğini iddia etmiştir.

Her taşın altından çıkan” hep aynı isim: Mehmet Tatlıcı…

Bu soruşturmada ilginç bir nokta vardır ki, iddiaya göre Hüseyin Katırcı’nın müşteki olmasına ve Mehmet Tatlıcı ise tanık ya da taraf dahi olmamasına rağmen, Mehmet Tatlıcı, Hüseyin Katırcı ve Mustafa Özgün ile birlikte savcılığa AYNI GÜN VE SAATTE ifade vermeye gitmişlerdir.

Mehmet Tatlıcı, aynı ihbarları birkaç gün arayla Sarıyer ve Şişli Cumhuriyet Başsavcılıklarına da yapmıştır.

Görüldüğü gibi, Mehmet Tatlıcı ilk bakışta “kendisiyle ilgisi olmaması gereken” bu soruşturmalarda bile, asılsız iddialarla ortaya konulmuş bu “oyunun” içine “yeni bir aktör” olarak katılmaktan da geri durmuyordu… Bu gerçek onun gerçek yüzünü gösteren bir kanıt olarak hukuk tarihimize kaydediliyordu…

Zaten “senaryonun” bu kısmı da önceden “ustaca yazılmıştı” ve zamanla tam bir komedi dizisine dönüşerek, içine farklı aktörlerin katıldığı, ama Mehmet Tatlıcı’nın her seferinde de olayların merkezinde yer almaya devam ettiği bir yöne doğru “genişletilmişti”… Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Yeni Senaryo, Yeni Aktörler, Yine Hüsran ve Her Taşın Altından Çıkan Hep Aynı İsimler” haberleri).

Sonuçta Mehmet Tatlıcı, tüm bu asılsız iddialarına ve akıl almaz senaryolarına dahil olan farklı aktörlere rağmen hedeflediği hiçbir sonuca ulaşamamıştır:

Mehmet Tatlıcı’nın bu asılsız suç duyurusundan dolayı açılan davanın sonucunda da, adalet yerini bir kez daha bulmuş, Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı 15 Temmuz 2014 tarihli duruşmada beraat etmişlerdir…

13 Aralık 2010

Mehmet Tatlıcı, Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı hakkında Antalya’da bulunan Tat Beach Golf Otel’de eski eser niteliğine sahip eserleri satışa arz etmek amacıyla sakladıkları ve terekeden gizledikleri iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştur.

Mehmet Tatlıcı’nın bu asılsız iddialarla yaptığı suç duyurusunu, Antalya’daki Serik Cumhuriyet Başsavcılığı 10.03.2011 tarihinde, Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararıyla sonuçlandırmıştır. Savcılık makamı bu kararın gerekçesinde, suçlamaya konu olayın hukuki ihtilaf niteliğinde olduğunu ve bu iddia ile ilgili olarak ortada müştekinin (Mehmet Tatlıcı’nın) beyanından başka bir delil olmadığını belirtmiştir.

21 Nisan 2011

Mehmet Tatlıcı, Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı’na vermiş olduğu dilekçesinde, NurtenTatlıcı ve Uğur Tatlıcı’nın mirasa konu olan ve 2863 sayılı Kanun kapsamındaki eserleri gizlediğini iddia ederek suç duyurusunda bulunmuştur.

Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı iddiaların mükerrer ve soyut nitelikte olduğu gerekçesiyle 07.10.2011 tarihinde, Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar vermiştir.

Mehmet Tatlıcı’dan yeni bir “senaryo” daha: “Kanuni’nin Fermanı”

24 Mayıs 2011

Mehmet Tatlıcı, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yazdığı mektupta, Kanuni Sultan Süleyman’a ait olduğunu iddia ettiği bir fermanın Nurten Tatlıcı, Uğur Tatlıcı ve rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın yanında çalışmış olan bazı şirket görevlileri tarafından yurtdışına çıkarılmış olabileceğini “iddia ederek” bunun araştırılmasını istediğini belirtmişti.

Mehmet Tatlıcı’nın bu saçma sapan iddiaları, yine bir kısım “muhabir” tarafından gerçek gibi kabul edilerek derhal “habere” dönüştürülmüş ve bu haberlerin hedefine de her zaman olduğu gibi Uğur ve Nurten Tatlıcı yerleştirilmişti…

Bu “Kanuni Fermanı hikayesi” ise yine tamamen Mehmet Tatlıcı’nın hayal ürünüydü ve fakat HABER DEĞERİ TAŞIYORDU, ve burada oynanan oyun da, “ya tutarsa” taktiğiyle ortaya atılan bu asılsız iddiaları, medya destekli bir “çamur at izi kalsın” kampanyasıyla birlikte gündeme taşımaktı…

Medya destekli bu kampanyanın amacı da çok netti: Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı Mehmet Tatlıcı’nın açtığı davalar süreci içinde kamuoyu gözünde itibarsızlaştırmak…

Ama adalet burada da bir kez daha yerini buluyordu: Mehmet Tatlıcı’nın eski cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’e hitaben yazdığı ve yine asılsız iddialarla masum insanların üzerine suç atmaya çalıştığı bu mektup sonucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma ise yine Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar ile neticelendi.

Kararın gerekçesinde, müşteki Mehmet Tatlıcı’nın şüpheye dayalı iddiası dışında başkaca delil elde edilemediği belirtilmiştir.

İşte Mehmet Tatlıcı böylesine ibretlik bir insandır ve adını adeta hukuk

tarihimize asılsız suç duyuruları rekortmeni olarak yazdırma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir…

ORTADA GERÇEKTEN BİR “KANUNİ FERMANI” VAR MI?

Burada okurlarımız ve kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla şu önemli notu da düşmek isteriz:

Rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı sonrası geride bıraktığı koleksiyonu içinde Kanuni Sultan Süleyman’a ait bir ferman olduğu, sadece ve sadece Mehmet Tatlıcı tarafından “iddia edilmektedir”; Böyle bir fermanın koleksiyonda yer aldığı konusu ise başka hiç kimse tarafından bilinmemektedir. Kimse böyle bir fermandan haberdar değildir…

Dolayısıyla, bu iddia da sanırız Mehmet Tatlıcı’nın “duyumlarından” biridir, çünkü buna yönelik olarak bugüne kadar ortaya koyabildiği tek bir kanıt bile yoktur, her şey sadece ve sadece Mehmet Tatlıcı’nın bitmek tükenmek bilmeyen “iddialarından” ibarettir…

BİR KISIM “MUHABİR” DE “OYUNA” KATILIYOR…

Ancak, bir kısım “muhabir” Mehmet Tatlıcı’nın bu asılsız iddialarını sanki gerçekmiş gibi “görerek”, Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya tek bir soru dahi sormadan onları haberlerine konu edebilmiş, haberlerinde onları kamuoyu gözünde adeta suçlu gibi gösteren bir söylem geliştirebilmişlerdir ve bu bir örnek ve tek taraflı “haberlerini” de, Mehmet Tatlıcı’nın suç duyurularında bulunduğu tarihlerde veya dava duruşmalarından hemen önce “büyük bir tesadüf eseri” defalarca kaleme almışlardır…

Fakat “haberlerini” bu şekilde kaleme alan bu “muhabirler”, savcılık makamlarının Mehmet Tatlıcı’nın bu asılsız iddialarını kovuşturmaya yer olmadığı gerekçesiyle reddetme kararlarını da, yine Mehmet Tatlıcı’nın akıl almaz iddialarıyla açılan davaların sonucunda, mahkeme hakimliklerinin Uğur ve Nurten Tatlıcı hakkında verdiği beraat kararlarını da, “nedense” hiç bir zaman haber yapmamışlardır…

Neden acaba? Bunun yorumunu okurlarımıza ve kamuoyunun takdirine bırakıyoruz…

Ancak, gazetecilik meslek ilkelerini ve basın ahlakını ayaklar altına alan bu “bir örnek ve tek taraflı haberler” basın tarihimize de, hukuk tarihimize de ibretlik birer not olarak yazılmıştır… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Tarafsız Medya Ne Tarafta”; “Çamur Siyasetine Medya Desteği” ve Hep Aynı ‘Ekip’, Hep Aynı ‘Senaryo’ haberleri).

Bu konudaki gerçekleri de yazı dizimizin 4. Bölümünde okurlarımız ve kamuoyunun bilgisine sunacağız…

Hepsi de yaşanmış gerçeklere dayanan bu insanlık dramını anlatan yazı dizimiz, Merhum İşadamının Koleksiyonu Üzerinden Bir İtibarsızlaştırma Senaryosu” devam edecek…

Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top